Akıllı Kontrat Nedir: Bitcoin’i Anlamadan Ethereum’a Dalmak

Akıllı kontratlar, aslında avukatların veya noterlerin işlerini ortadan kaldırmaya yarayan sanal birer makinedir. Teknik terimlerle finansçı veya bilişimci olmayan arkadaşları boğmak istemiyorum. Zaten emin olun, o fiyakalı kelimelerden ben de o kadar anlamıyorum. Onun yerine size şöyle gerçek hayattan bir örnek vereceğim:

  1. Adana’da yeni bir site inşa ediyoruz. İsmini de Dijituana Sitesi koyuyoruz.
  2. Sitedeki tüm kapı kilitlerini dijitalleştiriyoruz.
  3. Kiralar ve aidatlar Ethereum üzerinden ödeniyor. Sitenin tüm masrafları da Ethereum üzerinden ödeniyor.

Bu sitede ev kiralamak isteyenler, ev sahipleri ile aralarında akıllı kontrat kuruyorlar. Akıllı kontratın bir tarafı da site yönetimi oluyor. Ve akıllı kontrata diyoruz ki:

  • Kiracı her ay kirayı ödeyince evin kilidi açılır.
  • Kiracı doğabilecek masraflar için belli bir depozito gönderir. Bu depozitoyu, eğer evde bir masraf doğmamışsa çıkışta geri alır. Masrafın doğup doğmadığını site yönetimi denetler.
  • Dönemsel olarak kiraya belli oranda zam yapılır. Bu oranı devlet belirler. Devletin belirlediği oran falanca URL’den görülebilir.
  • Evin demirbaşları için gereken masraflar ev sahibi tarafından karşılanır. (Kombi, pencere vb.)

Farkındaysanız, kiracı-ev sahibi ilişkisini düzenleyen yasal düzenlemeler de aynen bu şekilde. Ancak bunun uygulaması gerçek hayatta pek böyle olmayabiliyor. İşin içine avukatlar, icra daireleri, uzun uzadıya mevzular giriyor. Ama kirayı dijitalleştirseydik, bütün iş Ethereum üzerinden gerçekleşecekti. Kimsenin “ben parayı gönderdim” veya “ben parayı almadım” deme şansı olmayacaktı. Herkes ne yaptığını kriptografik açıdan kesinlik içeren bir biçimde kanıtlayabilecekti.

Akıllı Kontrat Nedir?

Akıllı kontrat kavramını, bugün halen Satoshi Nakamoto olduğundan şüphelenilen Nick Szabo, 90’lı yıllarda ortaya atmış. Şöyle demiş Szabo dayı:

Dijital devrim sayesinde yeni kurumlar ve bu kurumları oluşturan ilişkiler hayatımıza girecek. Bu yeni kontratlara “akıllı” diyorum, çünkü hareketsiz duran kağıt tabanlı dedelerinden daha çok işe yarıyorlar. Bu iş için bir sanal zeka da gerekmiyor. Akıllı kontrat demek, dijital olarak söz verilmesi ve söz veren tarafların hangi durumda sözlerini nasıl tutacaklarının kaydedilmesi demektir.

Bu adamın Satoshi olduğunu zannetmiyorum.

Yalnız bay Szabo olayı çok güzel özetlemiş. Finansçı olmayanlar için bu teknolojinin kullanılabileceği önemli alanlardan bazılarını şöyle sıralayabilirim:

  • Tapu kayıtları ve gayrımenkul alım satımı
  • Sağlık kayıtları
  • Sigortacılık sektörü
  • Kıdem tazminatı
  • Enerji piyasası

Bunlar ilk etapta aklıma gelen alanların yalnızca bir kısmı. Belki olayı kafanızda tam canlandıramadınız, belki de inandırıcı bulmadınız veya ben tam anlatamadım. O yüzden size isim vereyim.

Yakın zamanda Putin reyiz, Ethereum’un kurucusu Vitalik Buterin ile görüştü. Şu arkadaşla yani:

Vitalik Buterin (Ethereum’un Kurucusu olan genç arkadaşımız)

Görüşmekle kalmadı tabii. Görüşme sonrasında Rusya bu işi yasaklar mı, serbest mi bırakır diye insanlar merak ediyordu. Korkulan olmadı, ama çok hızlı bir giriş de olmadı. Putin’in bazı kurmayları blockchain teknolojisini kullanan, akıllı kontratlardan yararlanan işler yapılması için araştırmaların başladığını açıkladı. Ancak aradan birkaç ay daha geçtikten sonra Rusya da Çin gibi kripto paralara karşı görünen bazı düzenlemeler yaptı. Hatta evde madencilik yapmanın yasaklandığı söylendi. Ama yine korkulan olmadı. Ve Ethereum-Rusya ilişkisi her zamanki gibi ilerlemeye devam ediyor.

Peki bizim ülkemizin Reisi, yani Reis-i Cumhur‘u da kripto paralarla ilgili önemli adımlar atar mı? Orasını bilemiyorum, ama çok isterim. Belki bunun için bize de bir Vitalik Buterin lazım. Ben bu ülkenin Buterin’i olamam ama, bu işin Abdurrahman Dilipak ile olmayacağını anlayabilecek kadar bu işten anlıyorum. O yüzden maalesef artık pek umutlu olamıyorum.

Gene Geldi 4100’ler, Gönlümün Efendisi Bitcoinler

Geçen haftalarda Çin hükümeti Bitcoin’in kolay yoldan zengin olma aracı gibi gösterilmesini, insanların ceplerinden boş vaatlerle paralarının tırtıklanmasını önlemek amacıyla, biraz korumacı biraz devletçi bir hamlede bulunmuş ve ICO’ları yasaklamıştı. (ICO’nun ne olduğunu da bilmeyenler için anlatacağım ilerleyen postlarda İnşallah) Bununla yetinmeyen Çin hükümeti, bazı borsaların da yasaklanacağını duyurmuş, daha yasak gelmeden dahi bazı borsalar işlemleri durdurmuştu. Bunun üzerine birçok kerkenez abi, “bitcoin bitmiş” diye söylenip durdular.

He abi aynen, Bitcoin bitmiş.

Aradan zaman geçtikçe bitcoin bir düştü bir yükseldi. Bitcoin’in alternatifi olan bir diğer kripto para birimi Zcash’in en büyük ortaklarından JP Morgan CEO’sunun yaptığı maymunluğu hiç saymıyorum zaten. O hareketi borsada yapsa adamı hapse atarlardı. (Bilmeyenler için anlatalım ne yaptığını: Çıktı, Bitcoin tırı vırıdır, dolandırıcılıktır, balondur, dombilidir, taocudur. Bitcoin diyeni kaşından vururum, üstüne şirketten kovarım gibi şeyler dedi. Bunun üzerine bitcoin yatırımcısı beyaz yakalılar da, mal oldukları için, gidip koşa koşa bitcoinlerini sattılar. Bitcoin fiyatları düşünce de CEO abimiz bir güzel ucuz fiyattan kapattı bitcoinleri.)

Velhasıl, Çin’in hamlesinin yanlış anlaşılmasının üzerine bir de JP Morgan mevzusu eklenince, Bitcoin fiyatı bir güzel düşmeye başladı. En yüksek noktasında 5000 doları gören BTC, bir ara 3000’e doğru uzandı. 3238’di benim gördüğüm en düşük noktada. Daha da düşer diye bekledim almak için, ama düşmedi. Keşke daha da beklemeyip alsaydım. Neyse, bir dahaki panik ortamına alırız artık.

Bitcoin 3200’lerde seyrederken ortamlar “işte bu sefer Eto kesin bitmiş abi” diye gezen, olayın ne olduğunu dahi kavrayamayan akılsız akıllılarla doldu taştı. O zaman da söyledik, şimdi de söylüyoruz: Bitcoin’in fiyatının ne olacağını kimse bilemez. Bugün 4100 olan BTC, yarın 41 dolar da olabilir. Ama blok zinciri teknolojisi bir daha çıkmamak üzere hayatımıza girmiştir. Hoşunuza gitsin veya gitmesin, bunu kabullenmek zorundasınız.

Bugün ise BTC fiyatı 4100 dolarlarda seyrediyor. Bir yandan dolar/TL paritesi de hızla yükseliyor. Bu da Bitcoin yatırımcılarının yüzünü iyice güldürüyor demek.

Yalnız çok rica ediyorum, BTC hızla artıyor diye gaza gelip olmadık işler yapmaya, veya üç kuruş para kazanmayı başardınız diye kolay yoldan zengin olmanın yolunu buldunuz zannetmeye kalkışmayın. Yatırım tavsiyesi değildir, akıl fikir tavsiyesidir.

Yarın size Abdurrahman Dilipak ağabeyden bahsedeceğim, bekleyin.

Bahreyn’den Bitcoin’e Yeşil Işık

Evet yanlış duymadınız, Bahreyn.

Ülkemizde yasaklı olan Wikipedia’ya göre kişi başına düşen milli gelir bakımından dünyanın 13. ülkesi Bahreyn. Bu durumda insanın “paradan Bahreyn anlamasın da kim anlasın?” diye sorası geliyor. Nitekim tam da buna paralel bir gelişme yaşandı dün:

Bahreyn’in Ekonomik Gelişme Kurulunun başkanı olan Khalid Al-Rumaini adlı yetkili abi, “Bitcoin’e açığız.” demiş.

Ülkenin başkenti olan Manama’da yapılan MIT (Massachusetts Institute of Technology) İnovasyon Forumu’nda söylemiş bunu da. “Kurallardan arındırılmış bir alanda kontrollü denemeler yapmak, ülkemiz için bu işin doğru yolu olacaktır.” diye de eklemiş.

Bakınız sayın başkan bitcoin’i düzenleyelim dememiş. IMF göreve dememiş. Bu işten nasıl vergi alırız, hiç herkes kafasına göre bitcoin kullanabilir mi, olmaz öyle şey falan dememiş. Naci Ağbal’a duyurulur.

Yetinmemiş bu paradan anlamayan Arap abi, bi de şöyle demiş:

Blok zinciri teknolojisinin ülke genelinde kullanıma girmesi, Bahreyn’in bu alanda bir öncü olmasını sağlayacak çok önemli bir fırsattır. Blok zinciri teknolojisi iş dünyası için geçmişte internet ve e-postanın açtığı gibi birçok yeni kapı açacak bir teknoloji.

Yani aslına bakarsanız, Bahreyn’in yetkilileri bizim çok ilerimizde duruyorlar. Ama bu iş eskiden beri böyle değildi. 2013’te, dünya Bitcoin’e gülüp geçmek için bile vakit ayırmazken, Türkiye’de resmi otoriteler Bitcoin’in ne olduğunu gayet iyi biliyorlardı. BDDK’nın yayınladığı Bitcoin bildirisi, dünyada resmi otoritelerin kripto para birimlerini ciddiye almasının ilk örneklerinden biriydi. Üstelik tahmin edilenin aksine yasaklayıcı veya engelleyici değil, sadece koruyucu bir tavır takınılıyordu.

Peki size dünyada açılan ikinci Bitcoin ATM’si Atatürk Havaalanı’nda açılmıştı desem? 2013’ün soğuk bir kış gününde şu haberi okuduğum zaman “bu sefer oldu” diye sevinmiştim. Bu sefer oldu, Türkiye bu treni tam da zamanında yakaladı diye sevinmiştim.

Peki sonra ne oldu? Neden Türkiye Bitcoin ve blok zinciri alanında önde gelen ülkelerden biriyken birdenbire geri kaldı? Hangi “gizli el” veya hangi “üst akıl” bu işi engelledi? Yoksa yine kendi ayağımıza mı kurşun sıktık, kendi kendimizi mi geri bıraktık? Burasının cevabını ben bilmiyorum.

Naci Ağbal biliyordur inşallah. Kendisine saygılar sunuyor, çalışmalarında başarılar diliyorum. Yalnız Bitcoin konusunda daha bilgili insanlarla çalışması gerekiyor. Ben kendisine seve seve yardımcı olabilirim.

Neden Madencilik?

Kripto paralardan anladığımı duyan herkesin önemli sorularından biri de şu oluyor: Neden Bitcoin alacağına kendin madencilik yapıyorsun ki? Evde uğraşmak yerine al-sat yapsaydın daha çok kazanmaz mıydın?

Aslında bu soru, bu işlerden hiç anlamayan birinin dahi sorabileceği, ama bir o kadar da önemli bir soru. 2013 yılında olsaydık madencilik yapmak için size birçok mantıklı sebep sayabilirdim, ama günümüzde bu sebeplerin önemli bir kısmı ortadan kalktı. Peki zaman içerisinde ne oldu? Şöyle özetleyebiliriz:

  1. Zamanında Bitcoin (ki o zamanlar diğer coinler yoktu) madenciliği CPU ile yapılıyordu. Daha sonra developerlar bu işlem için GPU kullanan arabirimler ürettiler. Bir yandan da diğer coinler piyasaya çıktı. Zaman içerisinde donanım programlamasına hakim gençler işi FPGA ile, onların içerisinden çıkan bazı start-up şirketler de ASIC ile yapmaya başladılar. Şu anda dünyada madencilik ASIC çiplerini üreten firmaların en önemlilerinden bir tanesi, aslında Tel-Aviv’de kurulan bir start-up şirketten doğdu. Ha keza meşhur (ve bu işin açık ara lideri, devi, madenciliğin Selpak’ı) Bitmain de bu tür akıllı gençleri alıp Çin gücü ve anlayışıyla birleştirdi. Yani artık kripto para madenciliği eskisi gibi bir hobi değil, dev bir sektör.
  2. Zamanında evde madencilik yapmanın çok temel bir mantığı vardı: Ola ki Bitcoin fiyatları düşerse, elinizde kalan ekran kartı ile çok güzel oyun oynayabiliyordunuz, ya da kartı satabiliyordunuz. 2013 yılında bir arkadaşıma bu nedenle bir yatırım projesi sundum. Projeme göre 10.000 TL’lik ekran kartı alacaktık, ola ki madencilik işinde başarısız olursak kartları yaklaşık 8.000 TL’ye satacaktık. Kabul etmedi, ikinci el araba alıp satacağını söyledi. Hesap ettim, o zaman 10.000 TL’yi bulup bu işe girebilmiş olsaydım, elimizde şu an ne kadar olacağını… Neyse, hiç söylemeyeyim, tadımız tuzumuz kaçmasın. 🙂
    Yani kısacası o zamanlar madencilik için alacağınız ekran kartlarının tek kullanım alanı madencilik değildi. Ama bugün dünyadaki ekran kartı varlığının çok ciddi bir kısmı madencilik için kullanılıyor. Madenciliğin tadı kalmaz, kârlılığı biterse bu kartlar piyasaya sürülecek. O zaman da elinizdeki kartın değeri kuşa dönecek. Yani en olmadı kartları satar zararımı çıkarırım dönemi bitti. (Oyuncu arkadaşların beklediği senaryo da bu.)
    Ama burada şunu da eklemek lazım: O zamanlar kripto paraların dünyadaki varlığı henüz oturmamış, sektör kendini kanıtlamamıştı. Yani o zamanlar Bitcoin’in değeri bir düşüp, yerine yıllar sonra gelebiliyordu. Ama şimdi bir daha öyle bir durumun yaşanması neredeyse ihtimal dışı. (Yani oyuncu arkadaşlar çok da boşuna beklemesinler.)
  3. Eskiden evde madencilik yapan sayısı azdı, dışarıda madencilik yapan şirketlerin sayısı ise neredeyse sıfırdı. PCI Express kartları anakarttan uzağa takmaya yarayan kablolar gibi yan ürünler henüz üretilmemiş, hatta düşünülmemişti. Madencilik için stabil çalışan işletim sistemleri, otomatik konfigüratörler, her zaman en kârlı parayı kazıp sonra BTC’ye çeviren programlar yoktu. Mum ışığında madencilik yapıyorduk.

Bugün ise evde madencilik yapmak o kadar da karlı değil. Yani kazdığınız para biriminin dalgalanma durumuna, elektrik fiyatlarına ve o parayı kazan insan sayısına göre kâr etme olasılığınız tabii ki var. Ama madenciliğin kârlılığını hesaplarken başka şeylere de dikkat etmek lazım.

Mesela, bir Antminer S9 aldınız. Bugün cihazı 10.000 TL’ye aldığınızı varsayalım. Cihaz da kendi parasını 4 ayda çıkartsın. (Çok iyi bir rakam, abartıyorum.) Bu durumda sizin elinizde 4 ayda kendini çıkartan bir cihaz olduğu için çok sevineceksiniz. Ancak 4 ay içerisinde kazım zorluğu iyice artmış olacak, ve cihazın ikinci turu dönmesi 1 yıl sürecek. Yani 16 ay sonra elinizde 20.000 TL ve artık bir tuğladan hiç bir farkı olmayan bir cihaz kalmış olacak.

Ama bunun yerine 10.000 TL’lik BTC almış olsaydınız, ve BTC’nin fiyatı 16 ayda 4 katına çıksaydı elinizde 40.000 TL olmuş olacaktı. Böylece 10.000 TL’niz ile al-sat yerine madencilik yaparak 20.000 TL zarar etmiş oldunuz.

Yani kısacası, madenciliğin kârlılığını hesaplarken spekülatif kârdan olan kaybınızı da değerlendirmek zorundasınız.

Peki ben niye madencilik yapıyorum?

Madencilik yaptığınız zaman, bir network’ün bir parçası olursunuz. O blok zincirinde sizin de bir tuzunuz bulunur. Ayrıca madenciliğin de çok büyük kârlar getirmesi olasıdır. Bunun için kazım zorluğu düşük coinleri bulup, o coinlerin zorluk ve fiyatları yükseldiği zaman satmanız lazım. Onu da başka bir yazıda anlatırım.

Yani kısacası, ben kendi keyfime ve mantığıma hoş geldiği için madencilik yapıyorum. Ama madencilik mi, al-sat mı? sorusunun net bir cevabı bende yok. Siz de kendiniz ölçüp biçip karar vermek zorundasınız.

Türkiye’de Cahiliye Dönemi: Bitcoin Yazarlarının Vehameti

Kişisel internet sitemi bir kripto para bloguna çevirirken en çok yapmak istediğim şey, ülkemizdeki (ve dünyadaki) cahillikle savaşmaktı. Çünkü konuyla ilgili öyle saçma şeyler, öyle bilgisiz ve cahilce görüşler yazılıyor ki insan okurken gülemiyor bile. Basınımızdaki Bitcoin cahilleriyle uğraşmaya kalksak her gün burada bir dolu içerik üretmemiz gerekirdi.

Gelelim haftanın cahiline: Sözcü gazetesinden Nedim Türkmen beyefendi.

Kendisi “Damada Arkadaşından Bitcoin Dönemi” başlığı ile cehalet dolu, araştırılmadan, kafadan uydurarak, “yazarın anlayabildiği kadarıyla” bir yazı yazmış. Yazının tamamına şuradan ulaşabilirsiniz.

Bakalım iyi niyetli ancak zamansız Nedim Bey, neleri hiç anlamadan kaleme girişmiş:

Bitcoin, kavramsal olarak aynı anda iki şeydir. İlki, kanuni para statüsüne sahip herhangi bir fiziksel karşılığı olmadan kullanılan hesap birimi anlamına gelen dijital bir paradır. İkincisi, para arzı üzerindeki devlet tekelleriyle mücadeleye yönelik özel teşebbüs tarafından sağlanan bir paradır. Bitcoin işlemleri, merkez bankaları veya devlet kurumları gibi geleneksel finansal oyuncular ile ilgili işlemler değildir.

Şimdi Nedim Bey, birincisi Bitcoin aynı anda iki şey falan değildir. Bitcoin’in yaradığı birden fazla iş tabii ki olabilir. Ayrıca her kanuni para statüsüne sahip para biriminin de fiziksel karşılığı olmaz. İkincisi, bitcoin belli bir mücadele için falan üretilmemiştir. Kapitalizmin celladı falan değildir. Para arzı üzerindeki devlet tekelleriyle mücadeleye yönelik falan olmadığı gibi, belirli bir özel teşebbüs tarafından da sağlanmaz. (Bu noktada Nedim Bey’in madencilik şirketleri ile ilgili bir şeyler okuduğunu ve onları kast ettiğini umuyorum.)

Devam edelim:

Satoshi Nakamoto takma adıyla faaliyet gösteren kimliği gizli bir bilgisayar korsanı, dünyanın ilk dijital parası olan Bitcoin’i 2009 yılında yarattı. Çin’den para kaçırmak isteyen ancak para transferi yapamayanlar için, mecburiyetten ortaya çıkmış bir dijital ödeme aracı olmasına rağmen, Bitcoin; elektronik ticarette aracılara duyulan ihtiyacı ortadan kaldıran; devlet müdahalesinin kalıcı olarak yasaklandığı ve gereksiz kılındığı bir değişim aracı olarak kamuoyuna sunulmuştur.

Nedim Bey, Satoshi Nakamoto bir bilgisayar korsanı değildir. Hiç bir yeri hacklememiştir. Ayrıca dünyanın ilk dijital parası da aslında Bitcoin değildir de, sizi o kadar yormayalım. Ammaa, asıl eyvah eyvah dedirten kısmı sonra geliyor: Çin’den para kaçırmak isteyenler için… Nedim Bey, Satoshi’nin Bitcoin’i üretirken Çin’den para kaçırmak isteyenlere yardım gibi bir amacı olmaması bir yana, böyle bir fikrinin olduğunu da gösterecek bir yazısı mevcut değildir. Bitcoin’e devlet müdahelesinin “yasaklandığı” konusuna girmiyorum. Böyle bir müdahele Bitcoin blok zincirine yapılamaz, ancak bu bir yasak değil teknik bir gerçekliktir.

Sevgili okurlar, burada bu cehaletin bitmiş olmasını çok isterdim. Ancak “geleneksel” finanstan çok farklı olan bir para birimini biz okurlarına tanıtmak için kolları sıvayan yazarımız burada duramamış. Ve asıl bombayı sonunda patlatarak TİPİK bir Sözcü gazetesi kafasıyla “IMF Göreve” demiş:

…Döviz piyasasının istikrarını bozacak olası etkileri düşünüldüğünde; Uluslararası Para Fonu’nun ( IMF ) Bitcoin’i düzenleyecek bir yol bulması çok önemlidir. IMF, özellikle döviz piyasası aracılığıyla küresel ekonomik sistemi istikrarlı hale getirmeye yardım etmek için tasarlanmış bir kurumdur. Dolayısıyla, Bitcoin’in düzenlenmesi doğrudan IMF’nin görevleri arasındadır.

Bitcoin’in düzenlenmesini doğrudan IMF’nin görevleri arasına sokan saygıdeğer köşe yazarımızı can-ı gönülden tebrik ediyor, kendisinden feyz alıyorum. Bundan sonra ben de beğenmediğim veya nereye gideceğini kestiremediğim bir gelişme ile karşılaşırsam orduyu, generalleri, genç subayları, Amerikan başkanını veya en olmadı IMF’yi devreye sokacağım. Saygılarımla.

Türkiye’de Kripto Paraların Geleceği

Benim için her şey yıllar önce çok sevdiğim bir arkadaşımın Wiitar adlı icadı ile başladı aslında.

Elektro gitarın içerisinde Wiimote koyarak harekete duyarlı bir ses tonu elde etmeyi sağlayan bu cihazı bir arkadaşım yapmıştı. Bu da o dönemin (ve şimdinin) popüler bloglarından hackaday’de yayınlanmıştı. Ben de bu olayın üzerinde hackaday’i takip etmeye başladım.

Kripto paralarla, daha doğrusu kripto para madenciliği ile tanışmamı sağlayan en önemli olay ise hackaday’de yayınlanan şu içerik oldu. Akıllının biri, o zamanlar ucuz bir fiyatla satılan bir HDMI renk ayarı cihazını alıp, içerisindeki FPGA’yı yeninden programlayarak bitcoin mining yapıyordu. İçimden “bu inanılmaz bir şey” diye geçirdim, ki hala da inanamıyorum. O zamanlar bitcoin işte böyle kişilerin ilgilendiği bir yenilikti. Bu işi yapan arkadaş umarım Bitcoin zengini olmuştur, zira bunu fazlasıyla hak ediyor.

Daha sonra Litecoin ile tanıştım. O zamanlar GTA 4 oynamak için satın aldığım AMD ekran kartı ile LTC kazılabiliyordu. Sadece nasıl bir iş olduğunu görmek için LTC kazmaya başladım. O günkü bilgisayarımla kazdığım 2 LTC halen duruyor, satacağımı da düşünmüyorum.

Derken 2013-2017 arasındaki BTC fiyat “vadisi” geldi. Bu süre içerisinde maalesef ben de elektrik/kazım oranı tatminkar olmadığı için madencilik yapmama hatasına düştüm, keşke yapsaydım. Ancak kripto para birimlerinden de hiç bir zaman kopmadım. Böylece, dijital cüzdanımdaki parayı çoğaltamasam da bilgi birikimime yatırım yapmış oldum.

Ancak günümüzde birçoğumuzun kafasının çok karışık olduğunu görüyorum. İnsanlar kripto para birimlerini hiç anlamadıkları gibi, anlamadıklarının da farkına varamıyorlar. Bu yüzden de ortalık yanlış bilgilere ve eski kafalı varsayımlara dayanan saçma yorumlardan geçilmiyor. Üzülüyorum.

İlerleyen yıllarda sizin de üzülmemeniz için, bilgi ve fikirlerimi bu sayfadan sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Bizi bekleyen merkezsiz geleceğe hep beraber hazırlanalım.