Bitcoin ile Vadeli Çeklerin Ne Kadar Alakası Var?

Linkedin’de dolaşırken, blok zincirini yeni fark etmiş bir arkadaşımın paylaştığı şu makaleyi gördüm. Makalenin başlığı çok iddialı ve sansasyonel olsa da, içeriği gerçekten mantıklı bir şeyler anlatıyor.

Türkiye’de gerçekten de “vadeli çek” denen bir olgu var. Bu olguya göre ortada var olmayan bir parayı siz basıyorsunuz, arkasına da damganızı basıyorsunuz. Yani bu damga, sizin bu var olmayan parayı üretme, icabında çıkarıp ödeme gücünüzün bir ifadesi oluyor.

Yazının içeriğinde Cemil Bey, bir çekin arkasında adeta bir blok zinciri gibi sıra sıra uzanan imza ve kaşelerden bahsetmiş. Bunları da bugünkü blockchain’e benzetmiş. Evet birebir aynı şey tabii ki değiller, ama yine de okuyunca çok mantıklı bulduğumu belirtmek durumundayım.

“Gerçek para” gerçek mi?

Şimdi makaleyi bir kenara bırakıp, bir saniye düşünmenizi istiyorum: Sizce gerçek para gerçek mi? Ben hemen cevabınızı vereyim: Hayır. Para dediğiniz şey zaten tam olarak devletin bastığı bir nottur. Bankanın bastığı not, yani “banknot” deriz bu yüzden.

Bakınız, İngiliz parası: Koskoca İngiltere kraliçesi, paranın üzerinde, “bu kağıdı getirene şu kadar ödeme yapacağıma söz veriyorum” der. İnsanlar da bu söze güvenip, kağıt parayı kullanırlar. Yani ortada bir para falan yoktur. Karşılığının olmasına da gerek yoktur. O paranın karşılığı kraliçenin sözüdür. Kraliçenin gücü, güveni, donanması ve şovalyelerin kılıcıdır o paranın karşılığı.

İngiliz parası ve Kraliçe’nin verdiği söz.

Bu arada teknik olarak şu kadar shilling bu kadar penny eder, o kadar penny de bu kadar pound eder şeklinde, bu birimlerin altın/gümüş/bakır ile ağırlık cinsinden de bağlantısı vardır. O yüzden zaten 1 pound aynı zamanda bir ağırlık ölçü birimidir, ama inanın önemli olan kısım teknik kısmı değil. Zaten hiç biriniz de İngiliz parasını alınca dur bakayım bugün gümüşün gramı kaç para olmuş, bu kadar parayla o kadar gümüş alınıyor mu diye bakmıyorsunuz artık.

En Karşılıklı Para: Bitcoin

İşte bitcoin bu yüzden bugünün Magna Carta’sı, bugünün Kanun-i Esasi’si, bugünün matbaası, bugünün internetidir. İşte bitcoin bu yüzden devrimdir, hem de dev bir devrimdir. Bitcoin’in karşılığı kraliçenin sözü veya kasadaki altınlar falan değildir. Bitcoin’in karşılığı sensin. Bitcoin’in karşılığı Çin’deki bitcoin madencilerinin sahip oldukları işlemci gücüdür, İstanbul’daki teknoloji dergisi yazarının emeğidir, Venezüela’da parasının erimesini istemeyen esnafın Amazon’dan satın aldığı tuvalet kağıdıdır, Rusya’daki sivilceli votkacı hacker’ın bilgisayar başında bozduğu gözleridir. Bitcoin’in karşılığı benim.

Bitcoin bir anayasa değil, bir bağımsızlık bildirgesidir. Karşılıklı bir sözleşme değil, hayatın akışının doğal ve geri döndürülemez bir sonucudur. Bitcoin demek 3-d yazıcılar demektir, kendini süren arabalar demektir. Bitcoin yerçekimidir. Yerçekimi ile savaşamazsınız.

Bitcoin’in teknolojisi çok eski ve bu nedenle günümüzdeki bazı ihtiyaçlara tam olarak cevap veremiyor. Ancak bu durumdan yararlanmaya çalışan bazı uyanık eski kafalı eski dünya düzeni efendileri, (IMF, RippleNet vb.) hâlâ kendi coinlerini yapmak, bu işi şirketlerine bağlamak peşindeler.

Bitcoin’in doğası gereği bir şirkete bağlı olmasına falan gerek yok. Ayrıca bağlı olmasının bir faydası da yok. O yüzden şimdiden sizleri uyandırayım: IMFCoin’in tutma ihtimali falan da yok. IMFCoin’in tutma ihtimali, CD’ler ilk çıktığında ortaya çıkan, eski kaset firmalarının son bir denemesi olan dijital tabanlı kasetlerin tutma ihtimali ile aynı.

Bir sonraki yazımda sizlere, kripto para birimlerinden ve blok zinciri teknolojisinden kendilerine pay çıkartmaya çalışan IMFCoin benzeri oluşumların neden tutmayacağını anlatacağım.

O zamana kadar Cemil Bey gibi bu işi gerçekten anlamış insanları okumanızı öneriyorum.

Zamanında Bitcoin Alsaydım: Şimdi Tam Zamanı!

Ortalıkta sık sık duyuyoruz: “Zamanında Bitcoin alsaydım keşke, ama artık geç kaldım” diye sızlanıyorlar insanlar. Ancak durum aslında hiç öyle değil, bundan çok daha karışık. Gelin her zamanki gibi bitcoinden ve biraz da bitcoin hayıflanıcılarından bahsedelim.

Zamanında Alsaydınız Bir Şey Değişir Miydi?

Bilhassa sözlüklerde, “ben bitcoin’i 2011 yılında duymuştum, 2013 yılında neredeyse alıyordum ama alamadım vah tüh” diye gezenleri gördüğümde içimden üzülerek gülüyorum. Çünkü bir dönem USDTRY grafiği altında da aynı muhabbetler sürekli yapılıyordu. Ancak bitcoin hiç dolar/tl paritesine benzemiyor. Çünkü 2013 yılında bitcoin 1000 dolara doğru koşarken namı da alıp yürümüştü. Siz de muhtemelen o dönem öğrendiniz ne olduğunu, ve almadınız. İyi ki de almadınız. Zira 2013 sonunda 1000 dolar civarından bitcoin almış olsaydınız sizi bekleyen grafik tam olarak şuydu:

 

BTC fiyatı 4 sene boyunca aynı yeri bulmadı.

O çektiğim çizgiye iyi bakın. Siz 2013’ün ola ki başında, bitcoin 250 dolar ederken almış olsaydınız bile, 2013 sonunda 1000 dolar ederken satmış olacaktınız. Hadi diyelim satmadınız, 1000 dolarlık zirveyi kaçırmış olacaktınız ve 2014’te 500 dolar seviyesinden satmış olacaktınız. Daha da dayanabilseniz bile, 2015 sonlarına doğru 300 dolar seviyesinden “ne güzel kâr ettim” diye satacaktınız.

Yani 3 dolarken bitcoin alıp, sonra onu unutup, ileride zengin olma fikri diye bir şey için artık çok ama çok geç. Siz o zamanlara yetişemediniz. Zaten yetişemezdiniz de, çünkü Bitcoin o zamanlar monopoly parası gibi bir şeydi. Monopoly parasına yatırım yapacak çılgınlar bırakın da biraz meyvesini yesinler yani.

Bugün Bitcoin 5800 Dolar

Bugün Bitcoin yaklaşık 5800 dolar. Fiyat tartışmayı yapmayı çok sevmiyorum, ama çok yakın bir zamanda önce 6 binleri, sonra da 7 binleri göreceğiz muhtemelen. Yatırım tavsiyesi değil, akıl fikir tavsiyesi veriyorum. O yüzden hesabınızı kendiniz yapın. Benim derdim, kendinizi bitcoin zengini olmayı ucu ucuna kaçırmış şanssızlar zannediyor oluşunuz.

Örnek Verelim, İyice Anlaşılsın:

Sevgili arkadaşım, sen Bitcoin’i duyduğunda fiyatı en iyi ihtimalle 500 dolardı. Yine en iyimser tahminle o zamanlar senin maaşın 2500 TL idi. O zamanın USDTRY kuru ise 2,01 idi. Yine en iyi ihtimalle bütün bir aylık maaşını “alıp unutmak üzere” geleceğini hiç bilmediğin bir yatırım aracına bağladığını varsayıyorum. (Ki o zamanlar bitcoin’e bir yatırım aracı değil, deep web’in yasadışı para birimi olarak bakılıyordu. Ama olsun, en iyimser haliyle bir tahmin yürütüyoruz.)

O zaman alabileceğin dolar: 1243,78

O zaman alabileceğin Bitcoin: 2,486

Bugün BTCTRY fiyatı: 20550 TL

O zaman bitcoin alıp unutmayı başarmış olabilseydin şimdi elinde olacak olan para: 51087,3 TL

Yani sevgili dostum, imkânsızı başarıp 2013’ün 21 Kasım gününde tüm maaşınla bitcoin almış olsaydın bile, şimdi haberlerde gördüğün “zamanında harçlığıyla bitcoin aldı, şimdi Taylor Swift ile uzaya gidiyor” haberlerindeki gençlerden biri sen olmayacaktın. Porsche falan da alamayacaktın. Tabii ki yine de çok çılgın bir yatırım yapmış olacaktın, dolayısıyla belki şu arabayı alabilirdin:

Bitcoin’in erken yatırımcıları şimdi manyak zengin olmuşlar.

Gerçi bu arabayı da alamazdın, çünkü BTCTürk’e deli gibi bir komisyon ödeyecektin. Ayrıca paran da BTCTürk’ün cüzdanında duracaktı. BTCTürk’ün satın alınan bitcoinler için uyguladığı karşılık oranı nedir, bankalardan daha mı yüksektir yoksa çook daha düşük müdür merak ediyorum. Ama bunun konumuzla -şimdilik- ilgisi yok.

Sonuç olarak şöyle özetleyelim:

  1. Zamanında Bitcoin alsaydınız da şimdi zengin falan olmayacaktınız. Muhtemelen 3 kuruşunuzu 4 kuruş yaptığınız anda, hatta belki 2,5 kuruşa indiğinizde çoktan satmış olacaktınız.
  2. Dedenizin de Kadıköy’den arsa alma imkânı falan yoktu. İstanbul’da arsa almak o zaman da pahalıydı.
  3. Bitcoin almak istiyorsanız, ya da İstanbul’dan arsa bulduysanız hiç düşünmeyin, hiç uzatmayın. Hemen şimdi gidip alın. Sonra boşuna hayıflanmayın.

 

Bitcoin fiyatı tarihi zirveleri görmüşken, bitmeyen bitcoin zırvalarına değinmeden geçmek olmazdı sevgili okuyucularım.

Bir sonraki yazıda sizlere, Türkiye’de nadir bulunan, bu işi gerçekten anlamış olan çok değerli birinden bahsedeceğim: Cemil Şinasi Türün (ve vadeli çekler ile blok zincirinin eşsiz benzerliği)

Benim Satoshi Adayım: Hal Finney

İnternetteki haberlere, bilhassa da güzide Türk basını tarafından yapılan haberlere bakarsanız, Satoshi Nakamoto bir bilgisayar korsanı, bir hacker, dev bir çılgın ve koca bir şapşal. Ancak gerçek bundan çok uzak. Satoshi Nakamoto’nun kim olduğunu bilmiyoruz, ancak 2013’ten önce de Bitcointalk forumlarını takip edenler onun gerçek bir kişi olduğunu biliyorlar. Çok büyük bir ihtimalle de Satoshi Nakamoto tek bir kişi. O yüzden de kendisi için “anonim” değil, “psödonim” yani bir nevi “mahlas sahibi” deniyor.

Bir kere öncelikle Satoshi’nin neden bu işi mahlas altında yaptığına iyi bakmamız lazım: Siz olaya 2017 kafasıyla bakarsanız, Satoshi’nin neden Bitcoin’i kendi ismi ile ortaya çıkartmadığını sorgular durursunuz. Ancak Satoshi bunu yaptığında bundan yıllar, yıllar önceydi. Ve Bitcoin’in bu kadar önemli olacağına neredeyse kimse ihtimal dahi vermiyordu.

Mesela Bitcoin’in çatallanması olayı yıllardır konuşulur durur. Bugünkü Core developlerlar ise çatallanmalara şiddetle karşı çıkıyorlar. Bize unutturmak istedikleri şey ise Satoshi’nin bizzat kendisi tarafından dahi Bitcoin blok zincirinin çatallanmış olduğu. Hatta Litecoin bile ilk kurulduğunda Bitcoin Core programının bir çatalıydı.

Velhasıl, gelelim Hal Finney’e.

Bitcoin’in Babası, En Azından Fikir Babası

Hal Finney, tam anlamıyla bir kriptografi aktivistiydi. 1981’de California Institute of Technology’den mezun olduktan bir süre sonra PGP şirketinde işe girdi, ve emekli olana kadar da orada çalıştı.

PGP şirketi, Pretty Good Privacy adlı yazılımı ile dünyada bir ilki gerçekleştiriyordu: Açık anahtarlı şifreleme sistemi artık herkes tarafından kullanılabiliyordu. Bu da, inernetteki mesaj panolarında kimin neyi yazdığının takibinden tutun, bankacılık sistemine kadar her şeyi değiştirebilecek bir kriptografik yenilikti. Üstelik, şirket bu yüzden çok ciddi suçlamalarla yargılandı. Zira o dönemin kanunlarına göre 40 bit ve üzeri boyutta anahtar kullanılan kriptografik sistemler, “mühimmat” sayılıyordu. PGP ise 128 bit anahtarları destekliyordu, ve bu durum “izinsiz mühimmat ihracatı” anlamına geliyordu. Şirket, bu kuralı aşmak için yine dev bir inovasyonu gerçekleştirdi: Yazılımın kodları bir kitap olarak basıldı, ifade hürriyeti altında bu kitap MIT yayınları tarafından yayınlandı ve böylece yazılım herkese ulaştı.

Sene 2004 olduğunda ise Hal Finney bugünkü Bitcoin’in babası sayılabilecek, çok “baba” bir yazılım üretti. Yazılımın ismi RPOW, yani “Reusable Proof of Work” idi. Buna göre insanlar SHA-1 algoritmasına göre kriptografik çözümlemeler yaparak, belirli bir işlemci gücünü kullandıklarını kesin olarak kanıtlayabiliyorlardı. Bu kanıtları daha sonra çeşitli amaçlarla kullanmak mümkündü. O dönem internette çok fazla gereksiz e-posta olduğundan herkes şikayetçiydi ve bunun önüne geçilmesi için e-postalara bir mikro ödeme sistemi eklemenin gerekli olabileceği düşünülüyordu. (Hatta bir dönem Microsoft bile bunu savunmuştu.) Hal Finney de RPOW’un ürettiği işlemci gücü kanıtlarının bu iş için kullanılabileceğini düşünmüş, bunlara “elektronik pul” adını vermişti.

Reusable Proofs of Work – RPOW

RPOW sistemi, bugünkü Bitcoin’in madencilik sistemine inanılmaz derecede benzerlik gösterir. Bitcoin’de de madencilik aynen bu şekilde yapılır. Yani;

  • Bir işlemci, SHA-256 algoritmasına göre, blok zincirinin bir sonraki halkasını bulmak için çalışır.
  • Üretilen Proof-of-Work’ler yalnızca bir kere kullanılabilir. Dolayısıyla bir paranın iki kere harcanması imkânsızdır.
  • Bir POW’un kaç pul’a veya coin’e tekâbül edeceği, zorluk derecesine göre belirlenir ve zorluk derecesi de değişkendir.

Dolayısıyla, Hal Finney’in Satoshi olup olmadığı belki tartışılır, ama RPOW’un Bitcoin’in babası olduğu tartışılacak gibi değildir.

Bitcoin’in İlk Kullanıcısı

Hal Finney hiçbir zaman Satoshi olduğunu kabul etmemiş, Satoshi’den ayrı bir kişi olarak bahsetmiştir. Ancak Bitcoin blok zinciri üzerinde madencilik yapan ikinci kişinin kendisi olduğu kesindir. 70’inci bloğu kendisi bulmuştur. O zamanki kazım zorluğu 1’di. (Şu anda 1,123,863,285,133’dir.) Üstelik o zamanki blok ödülü 50 BTC idi. (Şimdi 12,5 BTC’dir.) Yani o zamanlar bitcoin üretmek çok ama çok kolaydı. Basit bir CPU ile bile üretilebiliyordu. Ancak Hal Finney, “bilgisayarımı çok ısıtıyordu” diyerek ertesi gün işlemi durdurduğunu söylüyor. Ki bu da anlaşılabilir bir durum, çünkü o zamanlar Bitcoin’in gerçek anlamda bir parasal değeri bulunmuyordu.

Ve bunun ardından, Finney ilk bitcoin alıcısı oldu. Kendi söylediğine göre, bunun ardından Satoshi ile birkaç gün boyunca Bitcoin yazılımı üzerindeki problemleri gidermek için konuştular.

Stanley Kubrick’in 2001 filmindeki sanal zekâlı bilgisayarın ismi de HAL idi.
Bitcoin’in İlk Yatırımcısı

Hal Finney, daha sonra maalesef ALS hastalığına yakalandı. 2013 yılında bitcointalk’a gönderdiği bir mesajda artık felçli olduğunu, ancak program yazmaya devam ettiğini belirtti ve ekledi: Bitcoinlerimi bir offline cüzdana aktardım, ve bu cüzdanı da çocuklarımın erişebileceği bir yere sakladım. İkisi de teknolojiden iyi anlıyorlar, o yüzden onların geleceğinden fazla endişeli değilim.

Finney’in sakladığı cüzdanda ne kadar BTC olduğunu bilmiyoruz. Ancak eğer kendisi Satoshi ise, Satoshi’ye ait cüzdanlarda 1-1,5 milyon BTC bulunduğunu hatırlatayım. Yani eğer bu cüzdanlar duruyorsa, birileri bir gün ortaya çıkıp bütün piyasayı çok rahatlıkla altüst edebilir. Ancak ben, bu bitcoinlerin hususi anahtarlarının ortada olduğunu düşünmüyorum. Büyük ihtimalle bu Bitcoin’ler bir daha geri döndürülemeyecek şekilde kaybedilmiştir.

Son Dönemi

Finney’in son dönemi hastalıkla mücadele içerisinde geçti. Karısının yardımıyla hayatını güçlükle sürdüren Finney, 2014’ün 28 Ağustos’unda hayatını kaybetti. O zamanlar Bitcoin’in fiyatı 400 dolarlar civarındaydı. Bitcoin’in yeniden 1000 doları görmesine yıllar vardı. Hayatı boyunca tüm yeni teknolojileri hızla benimseyen Finney’in bedeni, Alcor Life Extension Foundation tarafından cryonics yöntemi ile dondurularak saklandı. (Kendisinin Bitcoin’leri, bu bedeni uzun bir süre boyunca saklamaya yetecektir.)

Hal Finney’in görüşleri

Bitvergi: Merkez Bankası Çalışma Grubu

Dün hükümete yakın gazetelerde, Merkez Bankası’nın Bitcoin ve blok zinciri teknolojileri ile alakalı bir çalışma grubu oluşturduğuna dair haberler gördük. Tabii konuyu atlama ihtimali bulunmayan Webrazzi de, hemen kendi üslubu ile soslayarak sarı sarı verdi bu haberi bizlere.

Peki acaba bu iş, Türkiye’de resmi otoritelerin Bitcoin ile ilgili ilk çalışması mı? Hayır, asla. Sizlere kısaca bu alandaki önemli çalışmaları şöyle listeleyebilirim:

2013: BDDK’nın İleri Görüşlülüğü

Sene 2013. Bitcoin’in ne olduğunu henüz kimse anlamış değil. O zamanlar Bitcoin’in ne olduğunu çok iyi anlayıp bir de bizlere anlatmayı başarabilen çok az sayıda insan ve kurum var. Bunlardan bir tanesi de çok ilginç biçimde Tamer Şahin.

Tamer Şahin, zamanında Ekşi Sözlük’ün başına bela olmuş, hiç bir şeyi bugün de beğenmeyen ekşi sözlükçülerin o zamanki ağa babalarının hackerlığını beğenmeyip “Lamer” diye dalga geçtiği bir yetkili abimiz. Kendisi Türkiye’nin ilk popüler hackerlarından olup, hack camiasında da bir o kadar tartışmalı biridir.

İşte daha o zamanlar, bu ağabeyimiz, yine o zamanların hükümete yakın kanallarından birine çıkıp Bitcoin’i anlatmış. Bu noktada Kanal 24’e de hakkını teslim etmek lazım tabii ki.

Velhasıl yine aynı sene içerisinde BDDK, bomba gibi bir raporla çıkıverdi ortaya:

25 Kasım 2013 tarihli bildiride BDDK kısaca Bitcoin’den biz mesul değiliz, paranızı kaybederseniz ağlamayın demeye getiriyordu. Raporun aşağıdaki kısmı ise, kripto para yatırımcılarına “cahillik etmemeleri” yönünde halen altın değerinde bir uyarı niteliği taşıyor:

Diğer taraftan, Bitcoin ve benzeri sanal paralar ile gerçekleştirilen işlemlerde tarafların kimliklerinin bilinmemesi, söz konusu sanal paraların yasadışı faaliyetlerde kullanılması için uygun bir ortam yaratmaktadır. Ayrıca Bitcoin, piyasa değerinin aşırı oynak olabilmesi, dijital cüzdanların çalınabilmesi, kaybolabilmesi veya sahiplerinin bilgileri dışında usulsüz olarak kullanılabilmesi gibi risklerin yanı sıra yapılan işlemlerin geri döndürülemez olmasından dolayı operasyonel hatalardan ya da kötü niyetli satıcıların suistimalinden kaynaklı risklere de açıktır.
Böylece BDDK, Bitcoin işlemlerinde halen geçerli olan en önemli tehlikelere parmak basmakla kalmıyor, kripto paraların varlığını da tanımış oluyordu. Lise yıllarında gördüğünüz tarih derslerinden hatırlarsınız: Bir devlet, başka bir devleti düşman olarak dahi görüp onunla bir anlaşma yaparsa, o devleti tanımış sayılır. İşte bu bildirinin en önemli kısmı da buydu. Türkiye Cumhuriyeti, 25 Kasım 2013 itibariyle Bitcoin’i tanımış oluyordu. Dahası, bu bildiri ile birlikte, dünya çapında bir devlet de Bitcoin’i tanımış oluyordu.
Çok değil kısa zaman önce, bir Bitcoin hikayesi yeşermişti ülkemizde. Kolay yoldan zengin olma yalanları söylendikçe, can verdi kalbimizde sessizce.
2013: Türk Coin Şakası

Şimdi öncelikle şunu iyice bir belirtelim: Kripto para birimleri, doğaları gereği merkezsizdir. Bu nedenle belli bir ülkeye ait olmaları gibi bir durum aslında yoktur. Rusya’nın Ethereum’u, Çin’in NEO’yu desteklemesi gibi durumlar, bu devletlerin bu para birimlerini benimsemeleri anlamına gelse de, Ethereum Rusya’nın para birimidir diyemeyiz.

İşin doğasını anlamayan, ya da çok iyi anlayan bazı arkadaşlar 2013 yılı sonunda Türk malı bir coin geliştirme kararı alıp TURKO diye bir coin ürettiler. (Bunu üretmek hiç zor değil, artık birkaç tıklamayla bile üretiliyor)

Bu Turko Coin’i bitcointalk forumlarında ilk kez duyuran evrendede nickli arkadaş Yunanistan’da tam da o dönem patlayan Bitcoin talebini mi görmüştür, acaba bu arkadaş Yunanistan’dan haberler bildiren gazeteci Evren Dede midir, yoksa bu bir isim benzerliği midir, orasını ben de bilemediğimden size bırakıyorum. Ama sonuç olarak 2013 Aralık ayında Türkiye’den veye Türkiyeli birileri de bir kripto para birimi oluşturma şakası yaptı. Bunu sadece bir şaka olarak hatırlamak istiyorum.

2016: SPK’nın Yan Cebi

Tarihler Aralık 2016’yı gösterdiğinde, haberler SPK’dan geldi. Dr. Abdurrahman Çarkacıoğlu tarafından hazırlanan raporda, Bitcoin’den yine temkinli biçimde söz ediliyordu. Ayrıca bu raporu konuya hakim olmayan herkesin mutlaka okumasını öneriyorum, çünkü rapor kripto para birimlerinin çalışma sistemini çok güzel biçimde özetliyor. Ayrıca yine bu rapor ile Bitcoin’in bir Ponzi şeması olmadığı devlet eliyle onaylanmış oluyordu.

Raporun bir başka ifadesi yılların bitmek bilmeyen bir şehir efsanesine çok başarılı bir cevap veriyordu:

Bitcoin’in başlardaki yatırımcılarının çok kazandığı iddiası da tam olarak doğru değildir. Yatırımcıların bir kısmı, o dönemlerde fazla önemsemediklerinden gizli anahtarını kaybetmiş durumdadır, ilk başlarda fazla değerli olmadığından, büyük tutarlar transfere konu olmuştur. Uzun dönemde baktığımızda, bugün Bitcoin satın alanların, yarınların “sisteme erken girenleri” olup olmayacağı da bilinemez.
Tabii bu noktada, bu raporun SPK tarafından resmi olarak sahiplenilmediğini hatırlatalım. SPK için bu rapor yalnızca bir araştırma raporuydu ve yazarının görüşlerini yansıtıyordu. Üstelik raporun başındaki “Kabul ve Onay Sayfası” halen imzasız olarak durmaktadır. Yine de, ben SPK’nın yetkililerinin karşı çıkmalarına rağmen böyle bir raporun yayınlanabileceğine ihtimal vermiyorum. Yani bu rapordaki bilgiler SPK’nın resmi görüşleri olmasa da, olsa olsa yan cebi olabilir.
2017: Merkez Bankası Çalışma Grubu

Ve tüm bunlardan sonra, dünkü haber geldi. Habere göre oluşturulacak çalışma grubuna Maliye Bakanlığı da katılacakmış. Maliye Bakanlığı bir işe katılıyorsa, muhtemelen (kesin) vergilendirme tartışılacaktır.

Devletimizin Bitcoin’i ciddiye alıp bu konuda çalışmalar yürütmesi konusunda çok istekliyim, çok da sevinçliyim. Ama maalesef artık çok umutlu olamıyorum. Yine de 2013’te bu işe izin veren en tepedeki (EN tepedeki) isim(ler) bu işe yine destek olursa, çok ciddi anlamda yol katedebiliriz.

Rusya da Bizden Aşağı Kalmaz Hani

Gün geçmiyor ki kripto para birimleri ile ilgili haberlerde FUD (Korku, belirsizlik ve şüphe) fırtınaları estirilmesin. Tabii ülkelerin çeşitli yetkililerinin eski kafalılıkları, olayı hiç anlamamaları ve 1994 kafasıyla Bitcoin’e yaklaşmaları da bu duruma tuz biber oluyor.

Rusya’nın güzide ve saygıdeğer Ekonomi Bakan Yardımcısı, ülke genelinde kripto para birimleri ile yapılan ödemelerin tümden yasaklanabileceğini, bununla ilgili kararın da bir ay içerisinde verileceğini söylemiş. Haberlere bakarsak ilk anda “Eyvah, Rusya bu işi yasaklarsa Bitcoin’in değeri düşer” diye dehşete kapılabiliriz. Biz dehşete kapıladururken, bitcoin tüccarları da düşük fiyattan alım penceresinin kokusunu almaya başlarlar.

Bitcoin’in yasaklanması teknik olarak mümkün değil. Bakın kimsenin gücü yetmez, yok efendim adama yedirmezler falan gibi tırı-vırı yapmıyorum. Bitcoin’in yasaklanması matematiksel olarak mümkün değildir diyorum. Bu bir iddia değil, matematiksel bir gerçektir. SHA-256 algoritmasına göre matematiksel işlem yapmayı ve bu işlemlerin sonuçlarını ağdaki Bitcoin Node çalıştıran bir bilgisayara göndermeyi yasaklayamadığınız sürece Bitcoin’i yasaklayamazsınız. Yavaşlatabilirsiniz, değersizleştirebilirsiniz, çok ama çok zorlaştırabilirsiniz. Ama ne yaparsanız yapın, dünya üzerindeki son bilgisayarın da fişini çekmedikçe Bitcoin’i yasaklayamazsınız. (Ki o da yetmez, çünkü bugün Bitcoin node’ları uzayda da mevcutlar.)

Ama bir yandan da aslına bakarsanız, kripto para birimleri ile uzun süredir ilgilenen kişiler, bu türden boş beleş çıkışlara son derece alışıklar. Bitcoin’i yasaklamayı bugüne kadar çok ülke denedi, hiçbiri başarılı olamadı. Biz şimdilik sadece Rusya üzerinden gidelim, çünkü bilhassa Çin’deki durumları anlatmak için ayrı bir yazı yazmak gerekiyor.

Rusya, 2014 yılında Bitcoin’e ciddi bir yasak getirmişti.  Bitcoin ile ödeme yapılmasını yasaklamak şöyle dursun, Bitcoin ile ilgili bilgi içeren internet siteleri dahi engellenmişlerdi. Bu yasak 2015’te kalktı.

Ayrı Rusya, 2014 yılında bir kanun tasarısı üzerinde çalışmaya başladı. Tasarı kanunlaşsaydı, Bitcoin ve diğer kripto para birimleri ile ilgili her ama her şey yasaklanacak, illegal aktivite olarak görülecekti. 2016 yılında ekonomi bakanlığı yetkilileri, bu tasarıdan vazgeçildiğini açıkladılar.

Tam da aynı zamanlarda, Rus bankaları blok zinciri teknolojisi üzerinde çalışmak için bir konsorsiyum oluşturmuşlardı. İlginç değil mi? Tabii bu gelişmeleri incelerken bir yandan Ethereum’u da takip etmek gerekiyor.

2017 yılında ise Rusya’nın konut alanlarında madencilik faaliyetlerini yasakladığı ile ilgili haberleri duyduk. Ancak bu haberleri de ASIC teknolojisindeki gelişmelerle birlikte okumak gerekiyor. Rusya’da bugün halen birçok ev sadece elektrik ile ısıtılıyor. Elektrikle ısıtma yapmak için Bitcoin madenciliği çiplerinin kullanılması ise gayet mümkün. Bu çiplerle yapılan hesaplamalar sırasında açığa çıkan ısı, evin veya suyun ısıtmasında kullanıldığında, madencilik tam olarak bedavaya gelmiş oluyor. Bu nedenle de eski teknolojili madencilik cihazlarının kullanılması dahi kârlı olabiliyor.

Ukrayna’dan tam da bu iş için çalışan bir firmayı şuradan görebilirsiniz.

Peki Rusya’nın bu gereksiz çıkışları Bitcoin’e bir zarar verdi mi? Hayır. Bir önceki FUD dalgası Çin’den gelmişti ve Bitcoin’in fiyatı kısa vadeli bir düşüş yaşamıştı. Çünkü fiyat düştüğü anda birçok yatırımcı yeniden alım yaparak fiyatı yükeltmişti. (Bunların başını da JP Morgan çekmişti) Bu sefer ise insanlar zaten fiyat düşüşü olsa bile bunun kısa süreceğini bildiklerinden, ellerindeki Bitcoinleri satmayı düşünmediler.

Türkiye’de de Merkez Bankası bu işle ilgileniyormuş. Hükümete yakın basın kuruluşları bugün bununla ilgili haberleri paylaştılar. Bakalım, çok umutlu değilim ama, gelişmelerle ilgil yorumlarımı paylaşmaya devam edeceğim mutlaka.