Cüneyt Arkın, Zcash ve Çinlilerin ASIC Oyunları

Yazıya başlamadan önce, sizin daha çok merak edeceğiniz konuyla ilgili minik bir not düşmeden geçmeyelim: Evet, kripto para piyasaları güzel bir ralliye girmiş durumda. Şimdi bol bol mesaj gönderip, “ne alsak” diyeceksiniz. Elimden geldiğince herkese yardımcı olmaktan memnuniyet duyarım, ama bence alım yapılacak zaman şimdi değil. Onun zamanı geçen seneydi. Bu ralliden yeni bir ATH beklemiyorum. ATH gelecek, ama onun daha zamanı var.

Ne FUD, ne FOMO. Ben HODL ekibindenim.

Şimdi başlayalım.

Önce Büyük Üstada Saygı Duruşu

Cüneyt Arkın’ın çok bilinmeyen filmlerinden İstasyon’u izlemenizi tavsiye ederim. Keyifli, gırgır bir filmdir. Filmde Cüneyt Arkın (Ali) ünlü bir şarkıcıyı kaçırır. (Daha sonra tabii ki kız Türkiye’nin gelmiş geçmiş en yakışıklı birkaç kişisinden biri olan, tanışma şerefine nail olduğum için kendimi şanslı saydığım Cüneyt Ağabeyimize aşık olur, olaylar olaylar.) Filmin bir yerinde, “suçlu” Ali ile kız arasında şöyle bir diyalog geçer:

Kız: Bırak beni, bırak eşkıya!

Ali: Kimler gerçek eşkıya bilinmez. Sen asıl etrafındaki o saygıdeğer eşkıyalardan kork.

Üstada Allah uzun ömür ve sağlık versin. İşte bu yazı, saygıdeğer eşkıyalardan, beyaz yakalı çakallardan bahsedecek.

Bitcoinlerini Yeni Açan Okuyucular İçin

Aslında daha önce de anlatmıştım, ama konuya vakıf olmayan arkadaşlarım için kısaca ASIC mevzusunu bir daha anlatayım.

Bitcoin ilk çıktığında yalnızca çok küçük bir çevrede kullanılan, gerçek anlamda maddi değeri olmayan bir bilgisayar deneyiydi. Bu minicik ekosistemde yeni BTC üretebilmek için bilgisayarınızın işlemcisini kullanarak SHA-256 algoritmasına göre hash işlemi yapıyordunuz. (Çalışma prensibini merak edenler şu videomu izlesinler.) Ancak zamanla network’teki kişi sayısı ve bitcoin’in anlamı çoğaldıkça, daha yetenekli programcılar konuya dahil oldular ve önce ekran kartları devreye girdi. Çünkü ekran kartınızın üzerinde aslında birçok minik işlemci bulunur. Bu da aynı anda birçok sayıda hash işlemi yapmanızı sağlar. Yani GPU’nun hash gücü CPU’ya göre çok daha ileri düzeydedir.

Daha sonra devreye kısa bir süre için FPGA devreler ve hemen ardından da ASIC, yani Application Specific Integrated Circuit girdi. Adı üzerinde, bu entegre devreler yalnızca tek bir işi yapıyor, ama onu da inanılmaz derecede verimli ve hızlı yapıyordu.

Ancak ilerleyen zamanlarda insanlar haklı olarak bu işe karşı çıktılar. Çünkü ASIC üretimini ezici bir üstünlükle Çin, hatta Çin’in de BITMAIN firması elinde bulunduruyordu. Bu da Satoşi’nin ilk başta ortaya koyduğu “merkezsizlik” vizyonuna tamamen aykırı bir durumdu. (Gerçi ilerleyen yıllarda oluşan GPU farmların da bu yönde eleştirilmesi mümkün, ama konuya vakıf olmayanları o kadar derine sokmayalım şimdilik)

ASIC devreler ile Çin’in ve dolayısıyla “parası çok olanın” kripto para piyasalarına hakim olmasını istemeyenler, ASIC resistant algoritmalarla çalışmaya başladılar. Bunların en önemlisi Ethereum’dur. Ethereum’un algoritması, ekran kartınızın üzerindeki işlemci ile ekran kartınızın üzerindeki bellek arasında bulunan bant genişliğini kullanır. Bu nedenle ethereum için özelleştirilmiş bir ASIC üretilmesi çok zordur, üretilse bile ekran kartından çok daha ucuz olmaz. (Nitekim bu yıl çıkan Antminer E3 modeli ile bu durum doğrulanmış oldu.)

Ancak yine de, Ethereum’un algoritması olan Ethash (ya da diğer adı ile DaggerHashimoto) için de bir ASIC cihaz üretilmesi mümkündür. Bu yüzden başka coinler de öne çıkmaya başladılar. Bunların içinde en önemlileri de NVIDIA ekran kartları ile daha avantajlı olan Equihash algoritmasıydı. Equihash algoritmasını kullanan önemli coinler şunlar:

  • Zcash ve türevleri (Zclassic, Zencash vb.)
  • Bitcoin Gold
  • Bitcoin Private ve diğer tırıvırı coinler

Daha önce şu yazımda Bitcoin Gold’un nasıl bir kepazelik olduğunu sizlere anlatmıştım. Ama orada da belirttiğim gibi, Bitcoin’i forklayıp ayrı bir algoritmaya geçirmenin en azından bir mantığı vardı. Böylece insanlar evlerinde ekran kartları ile hakiki bitcoin olmasa da bitcoin gold üretebileceklerdi.

Derken, beklenen darbe yine (tabii ki) Bitmain’den geldi:

Antminer S9 Mini

Antminer S9 Mini ile tanışın: Kendisi 300 watt elektrik tüketiyor ve 10Ksol/S hash gücüne sahip. Bu da benim gariban bilgisayarımın yaklaşık 20 katı daha yüksek bir verimlilik anlamına geliyor. Yani bu cihaz piyasaya çıktıktan sonra, benim evde ekran kartı ile Zcash veya Bitcoin Gold üretmem imkansız.

Daha da önemlisi, bu cihaz şu anda zaten Bitmain’in elinde var. Daha önce birçok delil ile ortaya kondu ki, bitmain zaten cihazı önce kendisi üretip bol bol parasını kazanıyor. Kazım zorluğu yükselip de cihaz Bitmain’e para kazandırmamaya başladığı zaman piyasaya sürülüyor. Piyasaya sürüldükten sonra ilk parti ürünü hemen teslim almayı başaranlar para kazanıyor, gerisi ise kısa yoldan zengin olma sevdasının her zaman getirdiği sonuçla karşılaşıyor: Hüsran.

Bitmain’in Sevgilisi: Zcash Ekibi

Zcash’e (ve daha birçok başka kripto para birimine) içimizin ısınmasını engelleyecek çok önemli bir sebep var ortada: Kurucusu belli. Ve bu projeyi biz fonladık, fonluyoruz. Biz derken, tam olarak biz GPU madenciler. Babasının verdiği harçlıktan PUBG oynamak için ekran kartı alan sivilceli ergenlerin desteği ile şu Zooko denilen adam ve avaneleri bol bol kokain  adana kebap partisi yapıyorlar.

Ve Bitmain’in yeni ASIC açıklaması üzerine, bu Zooko ağabeyimiz kendi twitter’ından madencilerle bol bol dalga geçiyor. ASIC’ler iyidir temalı gönderilerde bulunuyor.

Zooko ve ekibinin Zcash’ten kazandığı parayı hesap etmeye kalkmayın, o hesap için işlemci gücünüz yetmez. Sadece şu kadarını söyleyeyim: Toplam Zcash arzının %10’luk dilimi ve madencilerin kazdığı Zcash’in %20’si bu abilerin şırdan-şalgam harcamalarına gidiyor. Bir de Zcash Foundation diye göya “nonprofit” bir organizasyon kurmuşlar, bol bol bağış yapıyorlar.

Şimdi şunu merak ediyorum: Sizce PUBG oyuncusu “kanalıma hoşgeldiniz” diye gezen Berke’nin, Xiaomi cep telefonuna Metatrader 4 yükleyip kendini Wolf of Finanskent Street zanneden bankacı Kemal’in, Bitcointalk’ta günlerini öldüren ekşi sözlükçü “blockchain avukatı” Buse’nin paralarını cebine dolduran Zooko’nun, dünyanın hash gücüne ve dijital parasına hükmeden Çinlilerle işbirliği yapma ihtimali nedir? Ya da, yapmama ihtimali var mıdır?

Kim hırsız, kim eşkıya? Kararı size bırakıyorum.

Bitcoin Çatalı Nedir – 2: Bitcoin Gold Özelinde Altcoin Komedileri

Kripto dünyasında yaşanan saçma olayları anlatmaya kalksam, ayrı bir blog değil ayrı bir kitap yazmaya başlamam gerekir. Ama şu yazımda söz verdiğim gibi, bitcoin çatalları ile ilgili konuşacaksam, yaşanan komikliklere değinmeden geçmek de olmaz.

Bu arada şimdiden uyarayım, “Yerli ve milli” coinciler, fırsat bulduğumda sizlere de birçok sorum olacak. Bilhassa, “hem mine edilebilecek, hem ripple’ın yerini alacak” iddiasında bulunduğu coin için “Nicehash ile görüşüyoruz” diyen, son zamanlarda öönemli giirişimleri ile diikkatleri üzerine çeken yerli ağabeyim, bilhassa sana önemli sorularım olacak.

Ama önce global kepazelerden başlayalım isterseniz.

 

Şimdi bu abiler, meşhur Bitcoin Gold proje ekibinin bir kısmını oluşturuyorlar. Bu abilerin BTG çatallanması ile vadettikleri ise kısaca şunlar:

1- Equihash algoritmasına geçilecek, böylece ekran kartı ile madencilik yapılabilecek. (Doğru)

2- Bu bir fork olduğu için, herkesin cüzdanına 1:1 oranında BTG koyulmuş olacak. (Fork işinin fıtratında var)

Peki bunun karşılığında bizden ne istiyorlar? Hiç orasına dikkat ettiniz mi acaba?

Bitcoin Gold forku alınırken, 100.000 BTG premine edildi. Ayrıca açılan ilk mainnet sunucusunun olası birkaç blokluk gecikmesini, veya ilk başlarda oluşabilecek aşırı düşük kazım zorluğunu falan hiç hesaba katmıyorum bile.

Bu abiler kendilerine bugünkü fiyata göre, 10 milyon doların üzerinde bir parayı bağladılar. Bedavadan. Sadece mevcut teknolojileri kullanıp piyasada mevcut olan bir yazılımı çatallayarak.

Tabii kendilerine sorsak, e o kadar teknoloji üretiyoruz, koskoca Bitcoin’i yeniden decentralize ediyoruz diyeceklerdir. Ayrıca bu parayı çoklu imza gerektiren cüzdanlara dağıttık, tek başımıza çekemiyoruz diyeceklerdir. (Doğru, 6’şarlı cüzdanlara dağıtmışlar. İçlerinden 5 kafadar bir araya gelmedikçe paraya el süremiyorlar.)

Peki ben de soruyorum:

1- Bitcoin Gold, şu anda mevcut olan kripto para birimlerinin hayatımıza katamadığı neyi bize kazandıracak?

2- Ben neden sosyal medyacı Gustavo del Rio’nun maaşını ödüyorum? Bunun bana ne faydası olacak? Bonus soru: Banka ile işlem yaparken bankanın sosyal medyacısının maaşını ben ödüyordum. Kripto para birimleri bu işin merkeziliğini, yani bankaları ortadan kaldırıyorsa, ben neden hâlâ birilerinin maaşını ödeyeyim?

3- Bitcoin Gold alan kişiler, yarın öbür gün daha büyük bir keriz bulup daha pahalıya satış yapmak için mi, yoksa gerçekten bu projeye inandıkları için mi alıyorlar?

4- “Make Bitcoin decentralized again” diye bir slogan üretirken, hiç utanmadınız mı?

Sezar’ın Hakkı:

Bütün bu saçmalıklarına rağmen, Bitcoin Gold’un elle tutulur bazı kısımları da yok değil. En azından ortada gerçekten çalışan ve ekran kartı ile mine edilebilen bir kripto para birimi var. Söyledikleri şeyler saçma ve gereksiz, ancak bazı çok bilmiş yerli altcoincilerimiz gibi veya “bitcoin GOD” gibi tamamen sahtekarlık yapmıyorlar. Bu bağlamda, bitcoin gold’u bir dönem dalga geçilen B grubu üniversitelerimize benzetebiliriz. Gerçekten “kötü” durumda olan o kadar çok örnek var ki, Bitcoin Gold artık en kötüler arasında yer almıyor.

Disclaimer:

Bu yazı, çatallanmalarla ilgili kötü örneklerden birini sizlerle paylaşmak için yazıldı. Yalnız 2017 yazında yaşanan hash gücü-ekonomik güç-basın gücü savaşını da mutlaka anlatmak lazım. Çünkü o savaşta olay, Satoşi’nin sağlığından beri tartışılagelen blok boyutu idi. Blok boyutu tartışmasının iki tarafının da haklı olduğu noktaları sizlere anlatacağım.

Yalnız şimdiden tarafımı da belirtmiş olayım: Ben etik olarak blok boyutunun artması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca ölçek büyümesinin blok zinciri üzerinde gerçekleşmesini savunuyorum. Bitcoin maximalist’im ve Satoşi vizyonuna inanıyorum. Gerçek “bitcoin” blok zincirinin hangisi olduğuna, bence de Satoşi’nin makalesinde ortaya koyduğu gibi hash gücü üzerinden karar verilmeli.

Bitcoin Tekrar 20 Bin Olur Mu?

Kısa bir hatırlatma yapacağım. Çünkü çok soran oluyor.

Bitcoin bir daha 20 bin olur mu? diye sorulup duruyor. Hatta bu soru sorulup dururken, birileri elinizdeki bitcoinleri de ucuza cukkalamak için çabalayıp duruyor.

Mesela, mevcut ekonomik düzenin baş bekçisi BloombergHT’de, bitcoin 100 dolar olur diye haber yapılıyor.

Sorunuza cevap vermeden önce şunu söyleyelim: Toplamda maksimum 21 milyon bitcoin olabilecek. Bu bitcoinlerin yaklaşık 17 milyonu çoktan dolaşıma girdi bile. Dolayısıyla mevcut ekonomik düzenin “kazananları” ya gidip madenciliğe büyük paralar harcayacaklar (harcıyorlar da zaten) ya da elinizdeki bitcoinleri böyle çakallıklarla ucuza alacaklar. O yüzden böyle haberleri görünce ben hiç şaşırmıyorum. Siz de şaşırmayın. Ayrıca isterseniz paranızla ne yapacağınızı dün olduğu gibi bugün de ana akım medyaya sormaya devam edebilirsiniz.

2013’te Ne Olmuştu?

2013’ün sonlarında Bitcoin’in değeri tam da 1000 dolar seviyelerinden bir kırıldı, pir kırıldı. Düşe düşe 2015’te 250’lere kadar düştü.

O zamanlar da ortalık, bitcoin değerinin bir daha asla 1000 doları görmeyeceğini söyleyenlerden geçilmiyordu.

Ki, altcoinlerde bu hareket çok çok daha sert oldu. 2013 sonunda 50 dolarları gören LTC fiyatı, 2015’e gelindiğinde 1 dolar civarlarındaydı. Ben de maalesef o dönem litecoin madenciliğini bırakanlardanım. Hatta, madenciliği kendi bilgisayarımda yaptığım için bilgisayarımı upgrade ederken eski hard diskte kalmıştı cüzdan dosyalarım ve SSD alınca o dosyaları taşımayı bile unutmuştum. Ben de o dönem unuttuğum litecoin’lerimi bu yıl tekrar açıp başka bir cüzdana aldım tabii.

O dönem evde madencilik yaptığınız zaman kazandığınız coinler tükettiğiniz elektriği karşılamaya yetmiyordu. Buna rağmen inat edip madenciliğe devam edenler, veya sanayi tarifesi ile elektrik kullanabilenler şu anda gerçekten çok büyük paralara kavuşmuş durumdalar. (Ayda 1250 liralık elektrik yaktığınızı, ama bunun karşılığında 1000 liralık Litecoin kazandığınızı düşünün mesela. Cebinizden 250 lira ödediniz. Ama bugün o 1000 liralık LTC, tam 193.000 TL ediyor. Nasıl ama?)

Olur, ama ne zaman?

Demem o ki, bundan birkaç sene önce “bitcoin yeniden 1000 dolar olur, hatta çok üstüne bile çıkar” dediğimiz zaman bizimle dalga geçenler vardı. Şimdi de tekrar 20.000 olur, hatta çok üstüne de çıkar ama ne zaman olur bilinmez dediğimiz zaman dalga geçenler elbette olacaktır.

Merak etmeyin, bitcoin tekrardan 20.000 dolar olur. Ancak boşuna da heveslenmeyin, o gün geldiğinde sizde bitcoin olmaz. Ve bu duruma şaşırmayın da: Çünkü her zaman söylediğimiz gibi, bitcoin ve tüm diğer kripto paralar, birer kolay yoldan köşeyi dönme aracı değildir.

Ortaklaşa Madencilik Yapmış Olsaydık

Şuradaki yazımda, teorik bir ortak madencilik makinesini anlatmıştım sizlere. Tabii o makinenin işlem gücü (ve elektrik tüketimi) oldukça düşük, ev içerisinde rahatlıkla bulundurulabilecek bir makine. Ancak buna rağmen anakart ayarları, bios kurulumu, bozuk çıkan pci express riser’lar derken bu tür makinelerin kurulumları oldukça zor olabiliyor.

Her ekran kartının kendine ait bir overclock kapasitesi ve soğutma başarısı var. Bunları bulana kadar sistem sık sık kilitleniyor. Ayrıca Windows 10’da gelen anniversary update ile 6 ekran kartı desteğinde epey bir sorun çıkıyor. Bunu çözmek için önce tüm driverları özel bir yazılım ile silip sonra update’i de update etmek gerekiyor.

Display Driver Uninstaller: Madencinin kara gün dostu. (Refli linki yoktur boşuna aramayınız beleşçiler)

Ayrıca ülkemizin online satıcıları sağolsunlar, öyle 6 tane ekran kartını “şak” diye almak mümkün olmuyor. Alınan siparişler ekranında 6 tane ekran kartını gören N11.com satıcısı, beleş satoşi kazandıran refli link görmüş masum ekşi sözlükçü gibi oluyor. Birden gözleri dolar işaretine dönüşüyor, “siparişleriniz teknik bir nedenle gönderilememektedir” yalanını basıyor. Ama siparişinizi de iptal etmiyor ki, kendisi eksi puan almasın. Mecburen siz iptal ediyorsunuz, üç gün de bankanın kredi kartınıza ilgili tutarı iade etmesini bekliyorsunuz. Ölme eşeğim ölme dedirten bu duruma N11.com yöneticileri de çekirdek çitleyerek çanak tutuyorlar. İşte öyle kaliteli bir e-ticaret ortamımız var.

Ben Youtube’a Giriyorum, Siz de Girin!

Ekran kartlarını aldınız, Windows’un güncellemelerini güncellediniz, denetlemeyi bal gibi denetlediniz diyelim. Artık hazırsınız, ama o kadar da kolay değil. Zaman zaman resmi olmayan yollardan bitcointalk forumlarını yasaklayan ISP’lerimiz, (böyle bir yasak resmiyette yok, ama nedense hiç açılamıyor o bitcointalk) Nicehash’in anlık veri sağlayan sunucularını da blokluyorlar. Teknik olarak madenciliği yasaklamaları pek mümkün değil, (stratum protokolünü komple trafiğe kapatsalar bile TCP üzerinden madencilik mümkün) ama Nicehash’in anlık madencilik piyasası verilerini blokladığınız zaman sistem o an hangi pool’da kazım yapacağını bilemiyor ve dolayısıyla ekran kartlarınız faaliyete geçemiyor. Ayrıca, sizin lokal hash değeriniz ile havuza yansıyan gerçek hash değeriniz arasında her zaman biraz fark oluyor ve bu farkın azalması için ping değerinizi düşürmenizde fayda var. Dolayısıyla adam gibi madencilik yapmak istiyorsanız, mutlaka kaliteli bir VPN kullanmanız lazım. Ayrıca nedendir bilinmez, (!) VPN’i açtığınız anda bitcointalk da şakır şakır açılmaya başlıyor.

Çin Pazarı İle Rekabet

Ama her şey de yukarıda anlattığım gibi kötü gitmiyor tabii. Siz makineyi adamakıllı çalıştırmayı başarınca, makine gayet güzel işliyor. Çünkü geçtiğimiz ay Çin, bazı madencilerin ülke içerisinde çalışamamalarını sağlayacak bazı düzenlemelerde bulundu.

Bunu bizim muhterem basınımız yine “Çin madencileri hem yasakladı, hem dövdü, hem de kalplerini kırdı” diye görmeyi başardı, ama olay tam olarak öyle değil tabii. Zaten basının yazdığı hiç bir şey tam olarak öyle değil, burada da bir istisna yok.

Çin’de madencilik yapmak ilk başlarda çok mantıklıydı çünkü Çin hükümeti eski ve atıl durumda bulunan hidroelektrik santrallerin yakınında ve başka birçok stratejik noktada çok ucuz (hatta bazen efektif olarak bedava) fiyatlarla elektrik sağlıyordu. Ancak madenciler de sağolsunlar ekran kartı stoklarını sömürüp ilik kemik ne varsa kuruttukları gibi Çin’deki bu fazla barajları da tabiri caizse (bitcoin caiz değilse tabiri de caiz olmayabilir) kuruttular. Bunun üzerine Çin, bu adamları enerji tarifelerini yükseltme yönünde uyardı. Yani normal elektrik 40 kuruş ise, size 140 kuruştan veririz. O yüzden siz yavaş yavaş toparlanın demeye getirdiler. Bunun üzerine birçok büyük madenci de kendine yer aramaya başladı.

Bizi ilgilendiren kısmı ise şu: Bu sayede ortamdaki toplam hash gücü düştü ve dolayısıyla bizim elimizdeki hash gücünün değeri arttı. Makine tıkır tıkır para yazmaya başladı. Madenciler memnun, madenciler hep mutlu.

Ekran Kartı Piyasası

Şu anda piyasada resmen ekran kartı kıtlığı yaşanıyor. Bizim aldığımız ekran kartlarının fiyatı yaklaşık olarak %15 artış gösterdi. Ayrıca bu kartların ikinci ellerini bulmanız da mümkün değil. Dolayısıyla sadece BTC bazında değil, ekran kartı bazında da kazançlı olduk. Bu iş bu şekilde sürdürülebilir midir, onu pek zannetmiyorum.

Sonuca Gelelim: Ne Kazandık?

Bütün bunların sonucunda, makinemizin toplam çalıştığı süre 18 gün oldu. Bakalım 18 günde makinemiz neler yaptı:

 

Yani kısacası, önceki yazımızda anlattığımız gibi, yatırımcılar koydukları paranın TL bazında yaklaşık %11’ini ilk ay geri aldılar. Üstelik bu olurken BTC neredeyse yarı yarıya, ETH ise %30’luk bir düşüş gösterdi. Yani yatırımcılar ethereumlarını bozdurmak için tekrar eski günlerine dönmesini beklerlerse, ilk ayın geri dönüş oranı %15’leri buluyor.

Tabii yine bir not düşelim: Bütün bunlar teoriktir, gerçekte böyle bir şey yoktur. Olsaydı iyi olurdu kesin.

Türkiye, Dünyanın İlk Kripto Para Temelli İthalatçısı Oldu

Merhabalar, yoksa siz hâlâ “btc düştü çok düştü daha düşmez dedik gene düştü tırıvırı” diye gezen, bu işi bir kolay yoldan zengin olma aracı zanneden çiftçi-bankacılardan mısınız? Yoksa siz hâlâ, “btc caiz değil, vergisi de yok bi kere, ayrıca bizzat bakan kullanmadıkça alınması çok ayıp” diye olayı anlayamayanlardan mısınız?

Rica ediyorum, takılmayın böyle şeylere. Geleceğe hoş geldiniz. Türkiye, yine bir ilk oldu. Sizlere şu yazımda, Türkiye’nin taaa 2013 yılında dünyada ilk kripto para ATM’sine sahip ülke olduğunu, her ne kadar bu ATM’yi özel bir şirket kurmuş olsa da, böylesine önemli bir işin tepedekilere, daha doğrusu en tepedeki kişiye sorulmadan yapılmasının Türkiye’de imkânsız olduğunu anlatmıştım.

Şimdi ise, Türkiye yine bir ilki gerçekleştirdi. O zaman işin içinde Travelersbox adlı minik (ve bugün internet sitesi bile kapanmış olan) Amerikalı bir startup vardı. Şimdi ise “Prime Shipping Foundation” adıyla Ruslar var.

Rusya’dan Türkiye’ye satılan 3000 ton buğdayın ödemesi kripto para ile gerçekleştirildi. Evet, böylece Türkiye ve Rusya, dünyada ilk kez ciddi ve legal bir uluslararası ticareti kripto para üzerinden gerçekleştirmiş oldular. Prime Shipping’in tipi bile Putin’e benzeyen patronu ise, uluslararası ticaret için blockchain’in getireceği devrimsel yeniliklere inanan, kendi deyimiyle “blockchain sevdalısı” bir ağabeyimiz.

Aylardır, yıllardır sizlere ne bitcoin’in ne de diğer kripto paraların birer kolay yoldan para kazanma aracı olmadıklarını, bu işi bir at yarışı zannetmemeniz gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Ama kimsenin de anladığını zannetmiyorum. Daha önce de söyledim, bir daha söyleyeyim: Kripto paraları zamanında yaşanan lale çılgınlığına benzetenler kısmen haklılar. Ancak lale çılgınlığı bitince kaybedenler, üç beş lale soğanına dünyanın parasını verip kendilerinden daha büyük kerizlere (greater fool theory) satmaya çalışan uyanıklar oldular. Lale çılgınlığı bitti diye bahçıvanlar, seracılar, gübreciler, bahçeciler bir şey kaybetmediler. Bilakis, Hollanda bugün dünyanın en büyük çiçekçisidir.

Peki şimdi size soruyorum: Bu işlem için kullanılan ve ismi açıklanmayan, ancak BTC “olmadığı” özellikle vurgulanan kripto para biriminin Ethereum olduğunu anlamak için Einstein olmaya gerek var mı?

Ve daha önemlisini soruyorum: İki ülkedeki üst düzey, daha doğrusu en üst düzey yöneticilerin de onayı olmadan, böylesine önemli bir iş yapılmış olabilir mi?

Ortaklaşa Madencilik Yapacak Olsaydık

Soruyorlar: Madencilik yapıyorsun yıllardan beri güzel de, biz de bu işe küçük çaplı da olsa girmek istiyoruz. Bir ucundan kıyısından bu işe giremez miyiz?

Kısaca anlatayım: Bu işe girmek hiç zor değil. Ancak inanılmaz fazla sorun çıkma ihtimali var. Ekran kartları mutlaka uyuşmazlık yapıyor, windows göçüyor, fanlar kirleniyor. Ayrıca bu işi yapan kişinin ne yaptığını çok iyi biliyor olması gerekiyor. 12 adet 1080ti ekran kartlı makine toplayıp, “abi her şey gayet düzgün çalışıyor hiç bi sıkıntı yok. Sadece kablolar ısınıyor o kadar” diye gezen aklıevvel madenciler tanıyorum. Sonuçta 7/24 çalışacak bir makineyi tasarlayıp kurmak, elektrik bağlantılarını doğru yapmak ve iyi bir soğutma sağlamak o kadar da kolay değil. Neyin nerede ve ne zaman sorun çıkarabileceğini tahmin etmek için tecrübe gerekiyor.

Şimdi size örnek bir minik, ortak madencilik makinası tasarlayayım. Bu arada biraz da ev tipi madencilik know-how’ı vermiş olayım.

Evde Madencilik Yapacak Makina Tasarlamanın İncelikleri

Kuracağımız bilgisayar, madenciliği ev ortamında yapacak. Bu nedenle öncelikle aşırı gürültülü olmaması ve aşırı ısı açığa çıkarmaması gerekiyor. Server tipi güç kaynağı kullanımı ilk etapta çok cazip gelebilir. Ancak bitcoin fiyatı çökerse bu tür özel ekipmanlar hiç bir işe yaramazlar. Ancak oyuncu bilgisayarları için tasarlanan parçalar kullanırsak, hem değerlerini korurlar hem de ileride bu parçaları başka bilgisayarlarda değerlendirebilir, ikinci el olarak satabiliriz.

Anakart

Anakart olarak bu modeli seçiyoruz. Bu model, bir önceki nesil madencilik anakartlarından. 6 ekran kartı destekliyor. Yeni nesil anakartlar 12, hatta daha fazla ekran kartını da destekliyor ancak bunların hem kurulumu hem de yönetimi oldukça zahmetli. Ayrıca bu kart, daha önceki nesil işlemci ve RAM kullandığı için, para kazandırmayan yan bileşenlere daha az ücret ödeyeceğiz.

İşlemci

CPU mining yapmayı düşünmüyoruz. (Ryzen bazlı bilgisayar toplayıp bir yandan CPU bir yandan GPU mining yapmak mümkün olabilirdi, ama bu büyük bir kumar. Biz standart yoldan şaşmayacağız.)

Piyasada socket 1150 için gırla ikinci el işlemci var. Bizim için işlemcinin hızı hiç ama hiç önemli değil. Ama işlemcinin watt’ı bir o kadar önemli.

Bu işlemci modelinin TDP (maksimum güç ihtiyacı) değeri 35 watt. Bu soket için minimum değer zaten bu. Üstelik bu işlemci gayet de hızlı bir işlemci. Buna benzer başka işlemcileri de ikinci el piyasasında rahatlıkla bulabiliyoruz. Hiç boşuna sıfır işlemciye para vermeye gerek yok, çünkü bozulacak bir ürün de değil açıkçası. Ve ekran kartının aksine, ikinci eli ile sıfırı arasında çok fark oluyor.

İşlemci Soğutucu

İşlemci soğutucu önemli. Çünkü makinanın 7/24 açık kalması lazım. Stok soğutucular zamanla arıza yapabiliyorlar. Ayrıca hem çok ses çıkarıp hem çok elektrik yakıyorlar. Ekran kartı haricinde elektrik yakan tüm bileşenler, bizim için boşa giden para demek.

RAM ve SSD

Mining makinalarında SSD kullanımı teknik olarak gerekli değil. Ancak normal HDD’ler zamanla arıza yapabiliyor. Ayrıca sanal bellek kullanımı da windows altında mining yapacağımız için önemli. İkisini de en ucuzundan yazıp geçiyoruz.

PSU

İşte yemeyip içmeyip parayı basacağımız en önemli parça bu. Akla ilk gelen parça GPU olacaktır, ama doğru mining makinesi için en önemli parça aslında PSU’dur. Paranın alabileceği en iyi oyuncu PSU’larından birini yazıp geçiyoruz. PSU’ya verdiğimiz para, bize ayrıca ekstra verimlilik olarak dönecek.

Yan Malzemeler

Bize tüm sistemin elektrik tüketimini ölçmek için, ve uzaktan bağlanıp sistemi açıp kapatabilmek için birer yardımcı akıllı priz lazım.

6 adet ekran kartını anakarta rahatlıkla bağlamak için 6 adet riser ve bu uzatma kablolarından da almamız gerekecek.

Bu da makinanın içinde çalışacağı kasa. Ben normalde meyve kasası kullanmaktan yanayım. Eski nesil madencilerin ruhunu daha çok yansıtıyor. Ama günümüze uygun bir iş için bu kasalar daha iyi. Yalnız buradaki fiyat 5’li kasa için. Biz her ihtimale karşı iki katını baz alalım.

Ekran Kartları

Geldik asıl işi yapacak parçaya. Bu karttan 6 tane alacağız. Benim bu kartı tercih etmemin en önemli sebebi, PCI-Express yuvasından gelen 75 watt güç ile yetinebiliyor olması. Böylece ekstra güç bağlantısı gerekmediği gibi, PSU’yu da fazla zorlamıyor. Piyasadaki tüm PSU’lar, maksimum güç verimliliğini %50 yük altında veriyor. Dolayısıyla burada ince bir hesap söz konusu. 1080ti gibi “güçlü” kartlar çok basıyor, ama çok da yakıyor. Bu kart ise Renault’un 1,5 dci motoru gibi. Az gidiyor, ama çok az yakıyor ve hiç nazlı değil, her mazotla her yolda gidiyor.

 

Şimdi bir maliyet hesabı yapalım:

Anakart: 440,45 TL

İşlemci: 290 TL

Soğutucu: 72,17 TL

RAM: 112,96 TL

SSD: 238 TL

PSU: 1038,31 TL

Akıllı prizler: 89,38 TL

6 Pin Power Uzatma: 65,52 TL

Riser (6 adet): 119,34 TL

Kasa: 100 TL

Ekran Kartları (6 adet): 4736,16 TL

Toplam: 7064,29 TL

Şimdi, bu PC bize ne kadar kazandıracak, ona bakalım.

Mining Getirileri

Mining getirilerini hesaplamak aslında çok zor. Çünkü biz makinenin getirisini hesap ederken, bugünkü bitcoin kuru üzerinden ve bugünkü difficulty üzerinden hesap ediyoruz. Bulduğumuz kar oranı ise TL değil BTC cinsinden. Dolayısıyla bitcoinin fiyatı 3 katına çıktığı zaman (ki çıkar, emin olun) sizin karlılığınız da fazlasıyla katlanmış oluyor.

Yaz başında bir makine kurmuştum. O zamanlar bitcoin’in değeri 1800 dolar civarındaydı ve hesaplarıma göre makine parasını 1 yıl içerisinde çıkarıyordu. Ancak aradan geçen zaman içerisinde makine kendi parasını fazlasıyla çıkardı. Şu anda ne çalışsa kâr yazıyor.

Biz yine de, bugünkü karlılık üzerinden devam edelim:

Burada görebileceğimiz üzere, 1 adet 1050ti geçtiğimiz ay içerisinde, bitcoin’in şu anki oldukça düşük değerine rağmen 165,68 TL kazandırmış. 6 adet kart için bu rakam 994,08 TL ediyor.

Elektrik tüketimimiz ise, (73 watt*6+35watt*2+10watt)*1,1=569,8 watt. Yani KWH’si 41 kuruştan aylık 168,20 TL’lik elektrik tüketeceğiz.

Makine ortak kullanılacağı için, operatörün payı kârın %20’si olacak. Geri kalan %80’lik kâr, 5 ortak arasında bölüştürülecek. Yani yatırımcılara kalan aylık kâr 660,70 TL olacak. Yatırımcı başına aylık 132,14 TL kâr dağıtılacak.

Her biri 1412,85 TL yatıran yatırımcılar, paralarını BTC cinsinden, bugünkü kura göre bile, en kötü ihtimalle 10,69 ayda geri alacaklar.

Sistem Nasıl İşleyecek?

Yönetim ve iletişim problemlerini ortadan kaldırmak için, madencilik Nicehash üzerinden yapılacak.

Nicehash’in yakında ETH bazlı cüzdan desteğine geçmesi bekleniyor. O zamana kadar da ödemeler P2SH destekli yeni BTC adresleri ile yapılacak. ETH desteği geldiğinde, ödemeleri otomatize etmek için smart contract kullanılacak.

İşlemler için kullanılan Nicehash hesabı herkesin erişimine açık olacak. Ayrıca makineye uzaktan izleme yazılımı kurulacak. Böylece herkes makinenin o anki anlık durumunu isterse telefonundan dahi girip izleyebilecek.

 

Sonuç

Teorik olarak böyle bir sistem kurulduğunda tüm yatırımcılar çok düşük bir risk alarak paralarını bir yılda çıkaracak bir yatırımda bulunabilirler. Ancak bitcoin ve diğer kripto paraların doğası gereği, bu süre hiç bir zaman bir yıl sürmez. Genellikle üçüncü veya dördüncü ayın sonunda yatırımcılar paralarını çıkartmış olurlar.

En kötü ihtimalle, 2013 yılında yaşandığı gibi dev bir bitcoin çöküşü yaşanırsa bile, yatırımcılar tüm oyunları rahatlıkla oynayabilecekleri birer ekran kartına kavuşurlar. Sistemin diğer parçaları da ikinci el olarak satılır ve böylece tüm yatırımcılar en azından ana paralarının çok büyük bir kısmını kurtarmış olurlar.

Tekrar söyleyeyim, benim bu yaz başında kurduğum minik bir madencilik makinesi, parasını beşinci ayda tamamen çıkardı. Şimdi ne yazsa kâr yazıyor. Bu makine de parasını kısa sürede çıkartır.

Tabii şunu da ekleyelim, bu yazdıklarım tamamen “hayali” bir kripto para madenciliği yatırım ortaklığı için geçerlidir. Böyle bir şey gerçekte yapılmamıştır, yapılmayacaktır.

Siz daha uyumaya devam edin. Çin, çoktan Bitcoin’e geçti bile.

Merhabalar sevgili az sayıdaki akıllı okuyucum. Geçtiğimiz haftalarda Çin’e gitme fırsatım oldu.

Öncelikle hemen kısa bir bilgi vereyim: Çin ile ilgili duyduklarınızın hepsi büyüklere masallardan ibaret. Ben de gidip görmeden önce kafamda çok farklı bir ülke canlandırıyordum, ama o iş hiç öyle değilmiş. Çin, dünyanın en az on yıl önünden gidiyor. On yıl sonra dünyanın kullanmaya başlayacağı teknolojiler, Çin’de şimdiden kullanılıyor.

Zamanında birileri “whatsapp yerine milli alternatiflerini kullanalım” dediğinde buna çok kızmıştık. Ama mesela o iş hiç öyle değilmiş. Çin’de WeChat, Tayvan’da Line, Güney Kore’de ise KakaoTalk kullanıyor insanlar. Sadece batılılarla iş yapanlar whatsapp kullanıyorlar. Ben bu üç ülkede sadece WeChat’i denedim. Uygulama whatsapp’tan çok daha kaliteli. Sesli konuşmalar asla kesilmiyor, grup kurmak dosya göndermek çok daha kolay. Ayrıca WeChat’in bir de Facebook veya Twitter gibi “news feed” bölümü bulunuyor.

Ama bizi asıl ilgilendiren kısım, WePay. Öncelikle üşenmeyin, şu videoyu bir izleyin.

İşte WeChat Pay böyle bir şey gerçekten. Ve videoda anlatılanları sakın “reklam” diye düşünmeyin. Çin’de bu teknoloji HER YERDE var. Ama aklınıza gelebilecek her yerde. Kıyafet mağazalarından restoranlara, otellerden havaalanlarına, hatta sokaktaki seyyar satıcılara kadar her yerde mevcut bu teknoloji.

Bir akşam Şangay’daki Li-He otelinden çıkıp etrafı görmek istedim ve yürümeye başladım. Tam da youtube’da izlediğim “dünyadan sokak lezzetleri” tadında bir Çinli teyzenin işlettiği noodle standını gördüm. Bir tadına bakmak istedim. (tadı da çok iyiydi)

Teyze benim noodle’ı pişirirken başka başka müşteriler geldiler ve teyzenin koyduğu QR kodu okutup paralarını ödeyip yemeklerini alıp gittiler. Ortamda hala “gerçek para” vermeye çalışan tek kişi bendim. O an anladım ki, Çinliler gerçek paranın, yani Amerikan Doları’nın gerçek falan olmadığını, hiç bir zaman da olamayacağını çoktan farketmişler. Çinliler, Bitcoin’e çoktan geçmişler.

Evet, WeChat Pay’in ödemeleri halen RMB üzerinden yapılıyor. Ancak bunun BTC olarak yapılmasının önünde teknolojik anlamda hiç bir engel bulunmuyor. Çin, bugün dünyanın en büyük bitcoin madencisi. Bitcoin ekonomisinin kalbi, Shenzhen’de atıyor. Dünyanın açık ara farkla en önemli madencilik firması olan Bitmain’in merkezi Shenzhen’de. Ayrıca dünyanın açık ara farkla en önemli drone firması olan DJI’ın merkezi de Shenzhen’de.

Aslında sizlere Çin’in neden bizlerden fersah fersah ileride olduğunu anlatmak için sunulacak çok argüman var, ama maalesef, bu kadar “batı medyası” bombardımanı ve amerikan doları (ve diğer tüm fiat paralar) propogandası altındayken, ne kadar anlatsam boş. Gidip görmeniz lazım. (Tabii vize alabilirseniz.)

Ama sadece bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: “E ama abi, gerçek paranın arkasında memleketin otoriteleri, BDDK’sı, doların arkasında Amerika’nın Javelin füzeleri, koskoca Amerikan donanması var. Bitcoin’in arkasında kim var ki? Yarın düşse bitti gitti ehehe ehehe” diye gezen çokbilmiş kardeşlerime aşağıdaki resmi göstermek istiyorum.

Shenzhen tren istasyonu

Aha işte Bitcoin’in arkasında bu polis abi var. Bitcoin’in arkasında Çin var. Bitcoin’in arkasında Çin’in droneları, adamı gözünden tanıyıp ülke içerisinde an be an takip etmekle yükümlü dev bir kameralar ağı var. Bitcoin’in arkasında Shenzhen’in gecelerini ışıl ışıl aydınlatan LED ekranlar, bir buçuk milyar insanı başarıyla yöneten dev bir irade var. Bitcoin’in arkasında Amerika’nın derin aklı yok ama, Çin’in yapay zekası var.

Sizler hala Çinliler böcek mi yiyor ehehe, sanal para mı olur hiç mehehe diye eğlenmeye devam edin.

Bitcoin Çatalı Nedir?

Bitcoin’in çatallanmasını anlatmak için tek bir yazı yetmez. Dolayısıyla bu yazı dizisi iki bölümden oluşacaktır.

Bitcoin’in çatallanmasını (forking) anlamak için öncelikle bitcoin’in bir para meselesi değil, bir matematik ve bilgisayar meselesi olduğu günlere geri dönmemizde fayda var.

Forking, yani çatallanma aslında açık kaynak kodlu yazılımlar dünyasından aşina olduğumuz bir kavram. Bir yazılımın açık kaynak kodlu olması, birden fazla geliştiricinin veya grubun aynı anda tek bir proje üzerinde farklı katkılarda bulunmasına izin veriyor.

Mesela, meşhur bir ofis yazılımı olan OpenOffice.org’u düşünelim. Libreoffice ve NEO Office yazılımları, bu yazılımdan çatallanmış kopyalardır, ve başka birer ekip tarafından yürütülürler. Kaldı ki, Openoffice.org da zamanında Staroffice adlı yazılımdan çatallanmıştır. Daha sonraki yıllarda Staroffice ile Openoffice.org tekrar birleşmiştir. (Yani yazılım dünyasında bu çatallanmaların daha sonra tekrar birleşmeleri gayet mümkündür. Ancak Bitcoin’de değildir. Blok zincirine sonradan müdahele kriptografik olarak imkânsız olduğundan, bitcoin’in çatallanması geri döndürülemez.)

“Çatallanma” aslında yazılım dünyasına ait bir kavram ve son derece normal bir olay.
Bitcoin Bir Zamanlar Sadece Bir Yazılımdı

Satoshi, bitcoin’i ilk olarak GitHub üzerinde bir yazılım projesi olarak oluşturmuştu. Açık kaynak kodlu olan bu yazılım o dönem yalnızca Satoshi tarafından güncelleniyordu ve üretilen Bitcoin’lerin bir parasal karşılığı bulunmuyordu. Aslında amaç sadece bir deney yapmaktı. Deneyin amacı ise, bilgisayarların işlemci gücünü kullanarak taklit edilmesi ve sahtesinin üretilmesi imkânsız olan, kriptografik anlamda güvenli ve bir o kadar pratik bir parasal düzenin olabileceğini kanıtlamaktı. Bu deneyin başarılı olması durumunda, çok daha ileri düzeyde özelliklere izin veren başka coin’lerin çıkması her daim mümkündü, ki öyle de oldu. Ancak ilk başta tahmin edilemeyen bir şey daha gerçekleşti: Sonradan üretilen ve ilkine göre teknik anlamda üstünlükleri bulunan bu alternatif coin’ler, hiç bir zaman Satoshi’nin orijinal Bitcoin’i kadar tutulmadılar.

GitHub üzerinde oluşturulan bu yazılımın ilk fork’u da Litecoin oldu. Litecoin, Bitcoin’in maksimum coin sayısını dörde katlarken, blok oluşturulma süresini de dörtte birine indiriyordu. Böylece çok daha hızlı konfirmasyonlar ve çok daha düşük gönderme/alma komisyonları ile işlem yapmak mümkün oluyordu. Zaten Litecoin’in ismi de tam olarak buradan geliyordu. Yazılım dünyasında bir yazılımın fazla ağırlaşması durumunda aynı işi daha az sistem kaynağı kullanarak yapmaya çalışan sadeleştirilmiş yazılımlara “Lite” unvanı verilir. Eskilerin hatırlayacağı Kazaalite, Adobe Flash Lite, veya cep telefonundan internete girmenin hem pahalı hem de yavaş olduğu günlerde çok iş yapan Facebook Lite’ın isimleri de buradan gelir. İşte Litecoin de Bitcoin’in “hafifletilmiş ve hızlandırılmış” çatalıydı.

Çatallanınca Ne Oluyor?

Şuradaki infografik çalışmamda, sizlere blok zincirinin nasıl çalıştığını anlatmıştım. Blok zinciri üzerinde aslında tek bir kayıt türü bulunur. Yani blok zinciri, bir muhasebe defteridir. Bu defterde, kimin kime ne zaman ne kadar coin yolladığının kaydı tutulur. Defter herkese açıktır. İsteyen herkes blok zinciri dosyasını bilgisayarına indirebilir.

İsteyen herkesin blok zinciri dosyasını bilgisayarına indirebilmesi demek, isteyen herkesin de belirli bir andan itibaren ayrı bir kayıt tutabilmesi ve onunla birlikte hareket eden diğer insanların da kayıtları bu yeni defter üzerinden sürdürebilmesi anlamına gelir.

Yani Ali, Ayşe’ye 3 TL gönderdi şeklinde kayıtlardan oluşan bir defter var elimizde. Bu deftere belli kurallara göre yeni olayları yazıyoruz. (her 10 dakikada bir yeni bir blok oluşturuyoruz, her blokta en fazla 1 MB veri yazıyoruz.) Ben herkese açık olan bu defteri alır, “bundan sonra her 2 dakikada bir yazacağız ve ayrıca her yazışta 2 MB yazabiliriz” dersem ne olur? Bitcoin’i “çatallamış” olurum. Yeni oluşturduğum coin’e “atcoin” adını verebilirim. Bu atcoin’in defteri belirli bir yere kadar bitcoin ile aynı olmuş olur. Yani, o tarihten önceki atcoin cüzdanlarında, o sırada ellerinde bulunan bitcoin kadar atcoin olur.

Basındaki bitcoin çatallanması haberlerinde gördüğünüz “herkese ücretsiz olarak elindeki bitcoin kadar yeni coinden verilecek” muhabbetinin aslı budur. Kimseye ücretsiz coin verildiği falan yok. Blockchain dosyasını kopyalayıp yeni bir zincir ile devam ediyoruz. Dolayısıyla iki zinciri birbirinden ayırdığımız noktada, eski cüzdanlardaki coinler iki zincirde de bulunuyor.

Peki oluşturduğumuz yeni “atcoin” in değeri ne olacak? İşte burası da tıpkı bitcoin’in orijinali gibi tamamen piyasa tarafından belirleniyor. Piyasadaki atcoin arzı ve talebine göre, atcoin’in değeri ortaya çıkıyor. İnsanlar o andan itibaren bitcoin’in bir işe yaramayacağını, asıl mevzunun atcoin olduğunu düşünürlerse, artık atcoin para eder. Ama bunun için, atcoin’in önemli bir sorunu çözüyor olması lazım.

Madencilerin Çatallanmadaki Söz Hakkı Nedir?

Satoshi, ilk bitcoin yazılımını ve dolayısıyla blok zinciri dosyasını tasarlarken çok mantıklı bir iş yapmıştı: Sistem üzerindeki söz hakkı, işlemci gücüne göre belirleniyordu. Yani blok zinciri dosyasının akıbeti, madencilerin belirlediği şekilde oluyordu. Kural açıktı: Halk ne isterse, bitcoin onu yapar.

Bu arada kriptografik detaylara boğulmadan şunu da ekleyelim: Bitcoin’in (ve diğer tüm kripto paraların) yapısı gereği, zaten sık sık minik çatallanmalar yaşanır. Yani, birden fazla madenci ve bu madencileri takip eden node’lar aynı anda blok zinciri problemine farklı geçerli çözümler bulurlar. (Matematikte bir sorunun birden fazla doğru cevabı olması gibi düşünebilirsiniz.) Daha sonra kısa bir süre boyunca bu iki farklı blok zinciri üzerinde farklı madenci grupları çalışırlar. Ancak hangi tarafın toplam işlemci gücü daha fazla ise, o tarafın kurduğu zincir geçerli olur, diğer zincir ise boşa gider. Blok zinciri iliminde bu boşa giden bloğa, “yetim blok” (orphan block) adı verilir. Bir blokluk yetim bloklar sık sık yaşanır, üst üste iki bloğun yetim olması ise çok nadir görülen bir durumdur. Ethereum’un blok süreleri çok kısa olduğundan, yetim bloklar sık sık görülür. Hatta o kadar sık görüldüğü için, ethereum  networkünde bu bloklara “amca blok” (uncle block) adı verilir ve “hayalet protokolü” (ghost protocol) denen bir sistem üzerinden bu bloklar için de madencilere ödeme yapılır. Evet, kriptografik detaylara boğulmadan açıklanmış hali buydu. 🙂

Bitcoin, ilk başlarda sadece bir yazılımdı. Zaten yazılımın ismiydi “Bitcoin”

Bu durum, beraberinde bitcoin’in güncellenmesi için gereken en önemli unsuru da getiriyordu: Madenci gücünün %51’ini elinde bulundurmak. Yani bitcoin ile ilgili bir değişiklik yapılması teklif edildiğinde, işlemci gücünün %51’lik kısmı bu değişikliği kabul ederse, geri kalan kısmın ürettiği bloklar haliyle “yetim blok” olarak adlandırılıyor, tarihin serin sularına gömülüyordu. Böylece, bitcoin’in kimsenin merkezi otoritesine bağlı olmaksızın güncellenebilmesi de mümkün oluyordu.

15 Ağustos 2010: Bitcoin Hack Girişimi

15 Ağustos 2010’da da tam olarak buna benzer bir şey yaşandı. Bir hacker, Bitcoin’in 0.8 versiyonunu hackledi ve 184 milyar bitcoin üreterek kendi adresine gönderdi. (Bitcoin networkünün izin verdiği toplam bitcoin sayısı 21 milyondur.) Bugün Bitcoin Core’un önemli developerlarından biri olan Jeff Garzik, olayı fark etti ve şu şekilde bir mesaj gönderdi. Yaklaşık beş saat içinde bitcoin yazılımı üzerinde gerekli güncellemeler yapılarak kullanıma sunuldu. Bitcoin kullanıcıları hemen yeni versiyonu indirerek, bu hatalı işlemden önceki işlemi baz alan yeni bir zincir üzerinden devam ettiler. (Yani, “hacker kendisine 184 milyar gönderdi” yazılı kayıttan bir önceki sayfaya giderek defteri kopyaladılar ve bu yeni defter üzerinden devam ettiler.) Hacker’ın ürettiği kayıt üzerinden giden “kötü” defter üzerinde devam eden madenciler de oldu tabii. (olaydan habersiz, yazılımını update etmeyen madenciler, bu kayıt üzerinden devam ederek hacker’ın elini güçlendirdiler) Ancak birkaç saat içerisinde güncellenen tarafın işlemci gücü daha fazla oldu ve sorun çözülmüş oldu.

Ethereum ve Ethereum Classic

Bitcoin’in çatallanma mevzularını daha iyi anlayabilmek için, biraz ara verelim ve Ethereum’a dönelim. Ethereum’un tarihinde yaşanan çok önemli bir çatallanma var, ve bu çatallanma aslında bize önümüzdeki bitcoin çatallanmalarında yaşanabilecekler açısından çok önemli fikirler veriyor.

The DAO: Merkezsiz, otonom bir organizasyon

Ethereum’un olayı yalnızca bir para birimi olmaması, aynı zamanda bir sanal bilgisayar olarak çalışabilmesidir. Bu sayede Ethereum ile birçok finansal işlemi otomatik olarak yürütebilmek mümkündür.

The DAO’da, Ethereum’un bu özelliğinden yararlanarak tamamen merkezsiz ve otonom bir organizasyon oluşturmayı hedefliyordu. Yani insanlar paralarını bir sanal bilgisayara gönderecekler, bu sanal bilgisayarın ne yapacağı üzerinde paraları nispetinde söz sahibi olacaklardı. Sanal bilgisayar da oluşturulan bu fon ile artık insanlara borç mu veriyor, hisse senedi mi basıyor, tahvil mi oluşturuyor, ne gerekiyorsa yapabilecekti. Yani içinde memurların çalışmadığı, devlete vergi ödemeyen, üstelik soyulamayan “ideal” bir banka oluşturulmuş olacaktı.

Lakin işler istendiği gibi gitmedi. Bir hacker, DAO’nun kodunda bazı açıklıklar bularak 3,6 milyon ETH çaldı. (O zamanın parasıyla 60 milyon dolar, şimdinin parasıyla ben diyim Ağrı siz diyin Everest.) Tabii bu durum hem ethereum’un, hem de genel olarak tüm kripto para birimlerinin güvenilirliğine ciddi bir gölge düşürmüş oldu. Bunun üzerine sivilceli Vitalik abimizin önderliğinde Ethereum Foundation yetkilileri derhal toplandılar.

Vitalik Buterin (Ethereum’un Kurucusu olan genç arkadaşımız) Bu noktada kendisini anmadan geçemedim.

Toplantıdan, Ethereum’u hard fork yöntemiyle güncelleme kararı çıktı. Yani DAO’nun soyulmasından önceki sayfaya giderek, işlemlere oradan devam edelim dediler.

Ancak sene artık 2010 değildi, ve herkes onları dinlemedi. Ethereum Foundation içerisindeki başka bir grup, bu yapılanın ethereum’un felsefesine son derece aykırı olduğunu söylüyorlardı. Onlara göre, bu paranın çalınmış olması da oyunun kuralları içerisindeydi. Bir yandan da haklıydılar, çünkü aslında olayda Ethereum’un hiç bir suçu yoktu. Paraları çalan hacker, güvenlik açığını Ethereum’da bulmamıştı. Hatalı olan the DAO’nun kodlarıydı ve hacker bu kodlardan yararlanarak çalmıştı paraları. Dolayısıyla olay DAO’nun suçuydu ve sorumluluğu üstlenmesi, insanlara paralarını nasıl geri vereceklerini düşünmesi gerekenler DAO’yu kodlayan yazılımcılardı. (Aslında bir insan değil, sanal bir bilgisayar olan the DAO’nun bu konudaki kendi fikri nedir, ben asıl onu merak ediyorum. Ve bir gün bunu öğrenebileceğimizi düşünüyorum.)

İşte bu ikinci grup da, “kusura bakmayın, sizin paraları çaldırmış olmanız bizi ilgilendirmiyor, biz eski defterden devam ediyoruz kayıtlara” diyerek, işlemci gücünün daha küçük bir kısmına sahip oldukları halde eski zincir üzerinde kayıt tutmaya devam ettiler. Yeni oluşan “güncellenmiş” kaydın işlemci gücü daha fazla olduğu için “Ethereum” ismini kullanmaya onlar hak kazandı. Aslında eski kaydı hiç bozmadan devam eden ekip ise “Ethereum Classic” ismini aldı. (Tabii aslında bunun böyle olmaması, güncellemeyi yapanların yeni bir isim alması gerekiyordu denebilir. Bu noktada kripto para borsalarının da ciddi etkileri  ve söz hakları var, ama burada kitap değil blog postu yazıyorum, dolayısıyla o kadarını da sonra anlatmak zorundayım.)

İkinci bölümde, bitcoin’in bu yaz yaşanan yumuşak çatalını (Segwit) ve yaşanması halen muhtemel olan sert çatalı (Segwit2x) anlatacağız.

7 gündür yazmayayım dedim, 7 bin olmuşuz.

BTC fiyatı hızla artmaya devam ediyor. 2013/2017 arasındaki vadi yapılanmasını bir daha gerçekleştirmesini beklemiyor değilim. Ama yine de, o zamana kadar (belki de çok uzun bir zaman, hatta belki hep) yükselmeye devam edecek.

Geçen hafta şu yazımda size demiştim ki, bitcoin’e erken yatırımcı olarak katılmak istiyorsanız gidin şimdi alın. Uzatmayın, tereddüte kapılmayın. Gidin Bitcoin alın.

 

Bakalım beni dinleyenler neler kazandılar?

Beni dinleyen arkadaşlarımın iyimser bir tahminle bu işe 5000 TL yatırdıklarını hesap edelim. Ben o yazıyı 13 Ekim günü yazmışım. Ben yazıyı yazdığımda BTC 5800 dolardı. Beni dinleyip akşam iş çıkışında alım yaptığınızı varsayalım:

13 Ekim Dolar/TL kuru: 3,6544

13 Ekim BTCUSD kuru: 5636,8

13 Ekim akşamı 5000 TL ile alabileceğiniz BTC: 0,24272879

Bugün (02.11.2017) BTCUSD kuru (şu anda): 7030,8

Bugün Dolar/TL kuru: 3,8175

13 Ekim akşamı 5000 TL ile alacağınız bitcoin’in bugünkü değeri:

6514,85 TL.

Yani beni dinleyip bitcoin’e yatırım yapmış olsaydınız, geçen yazımda 5000 TL koyup bu yazımda 6514,85 TL almış olacaktınız. Bunu bedavaya anlattım size üstelik.

Peki şimdi ne yapmalıyız?

Bana soracak olursanız, hala geç değil. Bitcoin fiyatı buralardan bir yerlerden dönebilir. Bilhassa 7000’lerde oturması çok önemli. Ama artık iki şeyi gördük:

  1. Bitcoin fiyatı artık sağdan soldan gelen yalandan “yasak” dalgaları ile sarsılmıyor.
  2. Bitcoin fiyatı artık sağdan soldan gelen yalandan “çatal” dalgaları ile sarsılmıyor.

Dolayısıyla bence hala bitcoin almanın tam zamanı. Ben alır mıydım, hayır. Çünkü ben 2013’ten beri madencilik yapıyorum, bundan sonra da öyle yapacağım. Bitcoin alıp kenara atmak yerine neden madencilik yaptığımı daha önceki yazılarımda anlatmıştım.

Son olarak:
  1. Yazdıklarım yatırım tavsiyesi değil, akıl fikir tavsiyesidir. Bitcoin konusunda size yatırım tavsiyesinde bulunabilecek yetkinlikte/lisanslı kişiler zaten bulunmamaktadır. Herkesin aklı kendinedir.
  2. Bitcoin’in çatallanması son derece sağlıklı ve birçok durumda gerekli bir eylem olmakla birlikte, bitcoin gold büyük bir kepazeliktir. Bir dahaki yazımda size bitcoin gold’u anlatacağım.

Bitcoin ile Vadeli Çeklerin Ne Kadar Alakası Var?

Linkedin’de dolaşırken, blok zincirini yeni fark etmiş bir arkadaşımın paylaştığı şu makaleyi gördüm. Makalenin başlığı çok iddialı ve sansasyonel olsa da, içeriği gerçekten mantıklı bir şeyler anlatıyor.

Türkiye’de gerçekten de “vadeli çek” denen bir olgu var. Bu olguya göre ortada var olmayan bir parayı siz basıyorsunuz, arkasına da damganızı basıyorsunuz. Yani bu damga, sizin bu var olmayan parayı üretme, icabında çıkarıp ödeme gücünüzün bir ifadesi oluyor.

Yazının içeriğinde Cemil Bey, bir çekin arkasında adeta bir blok zinciri gibi sıra sıra uzanan imza ve kaşelerden bahsetmiş. Bunları da bugünkü blockchain’e benzetmiş. Evet birebir aynı şey tabii ki değiller, ama yine de okuyunca çok mantıklı bulduğumu belirtmek durumundayım.

“Gerçek para” gerçek mi?

Şimdi makaleyi bir kenara bırakıp, bir saniye düşünmenizi istiyorum: Sizce gerçek para gerçek mi? Ben hemen cevabınızı vereyim: Hayır. Para dediğiniz şey zaten tam olarak devletin bastığı bir nottur. Bankanın bastığı not, yani “banknot” deriz bu yüzden.

Bakınız, İngiliz parası: Koskoca İngiltere kraliçesi, paranın üzerinde, “bu kağıdı getirene şu kadar ödeme yapacağıma söz veriyorum” der. İnsanlar da bu söze güvenip, kağıt parayı kullanırlar. Yani ortada bir para falan yoktur. Karşılığının olmasına da gerek yoktur. O paranın karşılığı kraliçenin sözüdür. Kraliçenin gücü, güveni, donanması ve şovalyelerin kılıcıdır o paranın karşılığı.

İngiliz parası ve Kraliçe’nin verdiği söz.

Bu arada teknik olarak şu kadar shilling bu kadar penny eder, o kadar penny de bu kadar pound eder şeklinde, bu birimlerin altın/gümüş/bakır ile ağırlık cinsinden de bağlantısı vardır. O yüzden zaten 1 pound aynı zamanda bir ağırlık ölçü birimidir, ama inanın önemli olan kısım teknik kısmı değil. Zaten hiç biriniz de İngiliz parasını alınca dur bakayım bugün gümüşün gramı kaç para olmuş, bu kadar parayla o kadar gümüş alınıyor mu diye bakmıyorsunuz artık.

En Karşılıklı Para: Bitcoin

İşte bitcoin bu yüzden bugünün Magna Carta’sı, bugünün Kanun-i Esasi’si, bugünün matbaası, bugünün internetidir. İşte bitcoin bu yüzden devrimdir, hem de dev bir devrimdir. Bitcoin’in karşılığı kraliçenin sözü veya kasadaki altınlar falan değildir. Bitcoin’in karşılığı sensin. Bitcoin’in karşılığı Çin’deki bitcoin madencilerinin sahip oldukları işlemci gücüdür, İstanbul’daki teknoloji dergisi yazarının emeğidir, Venezüela’da parasının erimesini istemeyen esnafın Amazon’dan satın aldığı tuvalet kağıdıdır, Rusya’daki sivilceli votkacı hacker’ın bilgisayar başında bozduğu gözleridir. Bitcoin’in karşılığı benim.

Bitcoin bir anayasa değil, bir bağımsızlık bildirgesidir. Karşılıklı bir sözleşme değil, hayatın akışının doğal ve geri döndürülemez bir sonucudur. Bitcoin demek 3-d yazıcılar demektir, kendini süren arabalar demektir. Bitcoin yerçekimidir. Yerçekimi ile savaşamazsınız.

Bitcoin’in teknolojisi çok eski ve bu nedenle günümüzdeki bazı ihtiyaçlara tam olarak cevap veremiyor. Ancak bu durumdan yararlanmaya çalışan bazı uyanık eski kafalı eski dünya düzeni efendileri, (IMF, RippleNet vb.) hâlâ kendi coinlerini yapmak, bu işi şirketlerine bağlamak peşindeler.

Bitcoin’in doğası gereği bir şirkete bağlı olmasına falan gerek yok. Ayrıca bağlı olmasının bir faydası da yok. O yüzden şimdiden sizleri uyandırayım: IMFCoin’in tutma ihtimali falan da yok. IMFCoin’in tutma ihtimali, CD’ler ilk çıktığında ortaya çıkan, eski kaset firmalarının son bir denemesi olan dijital tabanlı kasetlerin tutma ihtimali ile aynı.

Bir sonraki yazımda sizlere, kripto para birimlerinden ve blok zinciri teknolojisinden kendilerine pay çıkartmaya çalışan IMFCoin benzeri oluşumların neden tutmayacağını anlatacağım.

O zamana kadar Cemil Bey gibi bu işi gerçekten anlamış insanları okumanızı öneriyorum.