Zamanında Bitcoin Alsaydım: Şimdi Tam Zamanı!

Ortalıkta sık sık duyuyoruz: “Zamanında Bitcoin alsaydım keşke, ama artık geç kaldım” diye sızlanıyorlar insanlar. Ancak durum aslında hiç öyle değil, bundan çok daha karışık. Gelin her zamanki gibi bitcoinden ve biraz da bitcoin hayıflanıcılarından bahsedelim.

Zamanında Alsaydınız Bir Şey Değişir Miydi?

Bilhassa sözlüklerde, “ben bitcoin’i 2011 yılında duymuştum, 2013 yılında neredeyse alıyordum ama alamadım vah tüh” diye gezenleri gördüğümde içimden üzülerek gülüyorum. Çünkü bir dönem USDTRY grafiği altında da aynı muhabbetler sürekli yapılıyordu. Ancak bitcoin hiç dolar/tl paritesine benzemiyor. Çünkü 2013 yılında bitcoin 1000 dolara doğru koşarken namı da alıp yürümüştü. Siz de muhtemelen o dönem öğrendiniz ne olduğunu, ve almadınız. İyi ki de almadınız. Zira 2013 sonunda 1000 dolar civarından bitcoin almış olsaydınız sizi bekleyen grafik tam olarak şuydu:

 

BTC fiyatı 4 sene boyunca aynı yeri bulmadı.

O çektiğim çizgiye iyi bakın. Siz 2013’ün ola ki başında, bitcoin 250 dolar ederken almış olsaydınız bile, 2013 sonunda 1000 dolar ederken satmış olacaktınız. Hadi diyelim satmadınız, 1000 dolarlık zirveyi kaçırmış olacaktınız ve 2014’te 500 dolar seviyesinden satmış olacaktınız. Daha da dayanabilseniz bile, 2015 sonlarına doğru 300 dolar seviyesinden “ne güzel kâr ettim” diye satacaktınız.

Yani 3 dolarken bitcoin alıp, sonra onu unutup, ileride zengin olma fikri diye bir şey için artık çok ama çok geç. Siz o zamanlara yetişemediniz. Zaten yetişemezdiniz de, çünkü Bitcoin o zamanlar monopoly parası gibi bir şeydi. Monopoly parasına yatırım yapacak çılgınlar bırakın da biraz meyvesini yesinler yani.

Bugün Bitcoin 5800 Dolar

Bugün Bitcoin yaklaşık 5800 dolar. Fiyat tartışmayı yapmayı çok sevmiyorum, ama çok yakın bir zamanda önce 6 binleri, sonra da 7 binleri göreceğiz muhtemelen. Yatırım tavsiyesi değil, akıl fikir tavsiyesi veriyorum. O yüzden hesabınızı kendiniz yapın. Benim derdim, kendinizi bitcoin zengini olmayı ucu ucuna kaçırmış şanssızlar zannediyor oluşunuz.

Örnek Verelim, İyice Anlaşılsın:

Sevgili arkadaşım, sen Bitcoin’i duyduğunda fiyatı en iyi ihtimalle 500 dolardı. Yine en iyimser tahminle o zamanlar senin maaşın 2500 TL idi. O zamanın USDTRY kuru ise 2,01 idi. Yine en iyi ihtimalle bütün bir aylık maaşını “alıp unutmak üzere” geleceğini hiç bilmediğin bir yatırım aracına bağladığını varsayıyorum. (Ki o zamanlar bitcoin’e bir yatırım aracı değil, deep web’in yasadışı para birimi olarak bakılıyordu. Ama olsun, en iyimser haliyle bir tahmin yürütüyoruz.)

O zaman alabileceğin dolar: 1243,78

O zaman alabileceğin Bitcoin: 2,486

Bugün BTCTRY fiyatı: 20550 TL

O zaman bitcoin alıp unutmayı başarmış olabilseydin şimdi elinde olacak olan para: 51087,3 TL

Yani sevgili dostum, imkânsızı başarıp 2013’ün 21 Kasım gününde tüm maaşınla bitcoin almış olsaydın bile, şimdi haberlerde gördüğün “zamanında harçlığıyla bitcoin aldı, şimdi Taylor Swift ile uzaya gidiyor” haberlerindeki gençlerden biri sen olmayacaktın. Porsche falan da alamayacaktın. Tabii ki yine de çok çılgın bir yatırım yapmış olacaktın, dolayısıyla belki şu arabayı alabilirdin:

Bitcoin’in erken yatırımcıları şimdi manyak zengin olmuşlar.

Gerçi bu arabayı da alamazdın, çünkü BTCTürk’e deli gibi bir komisyon ödeyecektin. Ayrıca paran da BTCTürk’ün cüzdanında duracaktı. BTCTürk’ün satın alınan bitcoinler için uyguladığı karşılık oranı nedir, bankalardan daha mı yüksektir yoksa çook daha düşük müdür merak ediyorum. Ama bunun konumuzla -şimdilik- ilgisi yok.

Sonuç olarak şöyle özetleyelim:

  1. Zamanında Bitcoin alsaydınız da şimdi zengin falan olmayacaktınız. Muhtemelen 3 kuruşunuzu 4 kuruş yaptığınız anda, hatta belki 2,5 kuruşa indiğinizde çoktan satmış olacaktınız.
  2. Dedenizin de Kadıköy’den arsa alma imkânı falan yoktu. İstanbul’da arsa almak o zaman da pahalıydı.
  3. Bitcoin almak istiyorsanız, ya da İstanbul’dan arsa bulduysanız hiç düşünmeyin, hiç uzatmayın. Hemen şimdi gidip alın. Sonra boşuna hayıflanmayın.

 

Bitcoin fiyatı tarihi zirveleri görmüşken, bitmeyen bitcoin zırvalarına değinmeden geçmek olmazdı sevgili okuyucularım.

Bir sonraki yazıda sizlere, Türkiye’de nadir bulunan, bu işi gerçekten anlamış olan çok değerli birinden bahsedeceğim: Cemil Şinasi Türün (ve vadeli çekler ile blok zincirinin eşsiz benzerliği)

Benim Satoshi Adayım: Hal Finney

İnternetteki haberlere, bilhassa da güzide Türk basını tarafından yapılan haberlere bakarsanız, Satoshi Nakamoto bir bilgisayar korsanı, bir hacker, dev bir çılgın ve koca bir şapşal. Ancak gerçek bundan çok uzak. Satoshi Nakamoto’nun kim olduğunu bilmiyoruz, ancak 2013’ten önce de Bitcointalk forumlarını takip edenler onun gerçek bir kişi olduğunu biliyorlar. Çok büyük bir ihtimalle de Satoshi Nakamoto tek bir kişi. O yüzden de kendisi için “anonim” değil, “psödonim” yani bir nevi “mahlas sahibi” deniyor.

Bir kere öncelikle Satoshi’nin neden bu işi mahlas altında yaptığına iyi bakmamız lazım: Siz olaya 2017 kafasıyla bakarsanız, Satoshi’nin neden Bitcoin’i kendi ismi ile ortaya çıkartmadığını sorgular durursunuz. Ancak Satoshi bunu yaptığında bundan yıllar, yıllar önceydi. Ve Bitcoin’in bu kadar önemli olacağına neredeyse kimse ihtimal dahi vermiyordu.

Mesela Bitcoin’in çatallanması olayı yıllardır konuşulur durur. Bugünkü Core developlerlar ise çatallanmalara şiddetle karşı çıkıyorlar. Bize unutturmak istedikleri şey ise Satoshi’nin bizzat kendisi tarafından dahi Bitcoin blok zincirinin çatallanmış olduğu. Hatta Litecoin bile ilk kurulduğunda Bitcoin Core programının bir çatalıydı.

Velhasıl, gelelim Hal Finney’e.

Bitcoin’in Babası, En Azından Fikir Babası

Hal Finney, tam anlamıyla bir kriptografi aktivistiydi. 1981’de California Institute of Technology’den mezun olduktan bir süre sonra PGP şirketinde işe girdi, ve emekli olana kadar da orada çalıştı.

PGP şirketi, Pretty Good Privacy adlı yazılımı ile dünyada bir ilki gerçekleştiriyordu: Açık anahtarlı şifreleme sistemi artık herkes tarafından kullanılabiliyordu. Bu da, inernetteki mesaj panolarında kimin neyi yazdığının takibinden tutun, bankacılık sistemine kadar her şeyi değiştirebilecek bir kriptografik yenilikti. Üstelik, şirket bu yüzden çok ciddi suçlamalarla yargılandı. Zira o dönemin kanunlarına göre 40 bit ve üzeri boyutta anahtar kullanılan kriptografik sistemler, “mühimmat” sayılıyordu. PGP ise 128 bit anahtarları destekliyordu, ve bu durum “izinsiz mühimmat ihracatı” anlamına geliyordu. Şirket, bu kuralı aşmak için yine dev bir inovasyonu gerçekleştirdi: Yazılımın kodları bir kitap olarak basıldı, ifade hürriyeti altında bu kitap MIT yayınları tarafından yayınlandı ve böylece yazılım herkese ulaştı.

Sene 2004 olduğunda ise Hal Finney bugünkü Bitcoin’in babası sayılabilecek, çok “baba” bir yazılım üretti. Yazılımın ismi RPOW, yani “Reusable Proof of Work” idi. Buna göre insanlar SHA-1 algoritmasına göre kriptografik çözümlemeler yaparak, belirli bir işlemci gücünü kullandıklarını kesin olarak kanıtlayabiliyorlardı. Bu kanıtları daha sonra çeşitli amaçlarla kullanmak mümkündü. O dönem internette çok fazla gereksiz e-posta olduğundan herkes şikayetçiydi ve bunun önüne geçilmesi için e-postalara bir mikro ödeme sistemi eklemenin gerekli olabileceği düşünülüyordu. (Hatta bir dönem Microsoft bile bunu savunmuştu.) Hal Finney de RPOW’un ürettiği işlemci gücü kanıtlarının bu iş için kullanılabileceğini düşünmüş, bunlara “elektronik pul” adını vermişti.

Reusable Proofs of Work – RPOW

RPOW sistemi, bugünkü Bitcoin’in madencilik sistemine inanılmaz derecede benzerlik gösterir. Bitcoin’de de madencilik aynen bu şekilde yapılır. Yani;

  • Bir işlemci, SHA-256 algoritmasına göre, blok zincirinin bir sonraki halkasını bulmak için çalışır.
  • Üretilen Proof-of-Work’ler yalnızca bir kere kullanılabilir. Dolayısıyla bir paranın iki kere harcanması imkânsızdır.
  • Bir POW’un kaç pul’a veya coin’e tekâbül edeceği, zorluk derecesine göre belirlenir ve zorluk derecesi de değişkendir.

Dolayısıyla, Hal Finney’in Satoshi olup olmadığı belki tartışılır, ama RPOW’un Bitcoin’in babası olduğu tartışılacak gibi değildir.

Bitcoin’in İlk Kullanıcısı

Hal Finney hiçbir zaman Satoshi olduğunu kabul etmemiş, Satoshi’den ayrı bir kişi olarak bahsetmiştir. Ancak Bitcoin blok zinciri üzerinde madencilik yapan ikinci kişinin kendisi olduğu kesindir. 70’inci bloğu kendisi bulmuştur. O zamanki kazım zorluğu 1’di. (Şu anda 1,123,863,285,133’dir.) Üstelik o zamanki blok ödülü 50 BTC idi. (Şimdi 12,5 BTC’dir.) Yani o zamanlar bitcoin üretmek çok ama çok kolaydı. Basit bir CPU ile bile üretilebiliyordu. Ancak Hal Finney, “bilgisayarımı çok ısıtıyordu” diyerek ertesi gün işlemi durdurduğunu söylüyor. Ki bu da anlaşılabilir bir durum, çünkü o zamanlar Bitcoin’in gerçek anlamda bir parasal değeri bulunmuyordu.

Ve bunun ardından, Finney ilk bitcoin alıcısı oldu. Kendi söylediğine göre, bunun ardından Satoshi ile birkaç gün boyunca Bitcoin yazılımı üzerindeki problemleri gidermek için konuştular.

Stanley Kubrick’in 2001 filmindeki sanal zekâlı bilgisayarın ismi de HAL idi.
Bitcoin’in İlk Yatırımcısı

Hal Finney, daha sonra maalesef ALS hastalığına yakalandı. 2013 yılında bitcointalk’a gönderdiği bir mesajda artık felçli olduğunu, ancak program yazmaya devam ettiğini belirtti ve ekledi: Bitcoinlerimi bir offline cüzdana aktardım, ve bu cüzdanı da çocuklarımın erişebileceği bir yere sakladım. İkisi de teknolojiden iyi anlıyorlar, o yüzden onların geleceğinden fazla endişeli değilim.

Finney’in sakladığı cüzdanda ne kadar BTC olduğunu bilmiyoruz. Ancak eğer kendisi Satoshi ise, Satoshi’ye ait cüzdanlarda 1-1,5 milyon BTC bulunduğunu hatırlatayım. Yani eğer bu cüzdanlar duruyorsa, birileri bir gün ortaya çıkıp bütün piyasayı çok rahatlıkla altüst edebilir. Ancak ben, bu bitcoinlerin hususi anahtarlarının ortada olduğunu düşünmüyorum. Büyük ihtimalle bu Bitcoin’ler bir daha geri döndürülemeyecek şekilde kaybedilmiştir.

Son Dönemi

Finney’in son dönemi hastalıkla mücadele içerisinde geçti. Karısının yardımıyla hayatını güçlükle sürdüren Finney, 2014’ün 28 Ağustos’unda hayatını kaybetti. O zamanlar Bitcoin’in fiyatı 400 dolarlar civarındaydı. Bitcoin’in yeniden 1000 doları görmesine yıllar vardı. Hayatı boyunca tüm yeni teknolojileri hızla benimseyen Finney’in bedeni, Alcor Life Extension Foundation tarafından cryonics yöntemi ile dondurularak saklandı. (Kendisinin Bitcoin’leri, bu bedeni uzun bir süre boyunca saklamaya yetecektir.)

Hal Finney’in görüşleri

Bitvergi: Merkez Bankası Çalışma Grubu

Dün hükümete yakın gazetelerde, Merkez Bankası’nın Bitcoin ve blok zinciri teknolojileri ile alakalı bir çalışma grubu oluşturduğuna dair haberler gördük. Tabii konuyu atlama ihtimali bulunmayan Webrazzi de, hemen kendi üslubu ile soslayarak sarı sarı verdi bu haberi bizlere.

Peki acaba bu iş, Türkiye’de resmi otoritelerin Bitcoin ile ilgili ilk çalışması mı? Hayır, asla. Sizlere kısaca bu alandaki önemli çalışmaları şöyle listeleyebilirim:

2013: BDDK’nın İleri Görüşlülüğü

Sene 2013. Bitcoin’in ne olduğunu henüz kimse anlamış değil. O zamanlar Bitcoin’in ne olduğunu çok iyi anlayıp bir de bizlere anlatmayı başarabilen çok az sayıda insan ve kurum var. Bunlardan bir tanesi de çok ilginç biçimde Tamer Şahin.

Tamer Şahin, zamanında Ekşi Sözlük’ün başına bela olmuş, hiç bir şeyi bugün de beğenmeyen ekşi sözlükçülerin o zamanki ağa babalarının hackerlığını beğenmeyip “Lamer” diye dalga geçtiği bir yetkili abimiz. Kendisi Türkiye’nin ilk popüler hackerlarından olup, hack camiasında da bir o kadar tartışmalı biridir.

İşte daha o zamanlar, bu ağabeyimiz, yine o zamanların hükümete yakın kanallarından birine çıkıp Bitcoin’i anlatmış. Bu noktada Kanal 24’e de hakkını teslim etmek lazım tabii ki.

Velhasıl yine aynı sene içerisinde BDDK, bomba gibi bir raporla çıkıverdi ortaya:

25 Kasım 2013 tarihli bildiride BDDK kısaca Bitcoin’den biz mesul değiliz, paranızı kaybederseniz ağlamayın demeye getiriyordu. Raporun aşağıdaki kısmı ise, kripto para yatırımcılarına “cahillik etmemeleri” yönünde halen altın değerinde bir uyarı niteliği taşıyor:

Diğer taraftan, Bitcoin ve benzeri sanal paralar ile gerçekleştirilen işlemlerde tarafların kimliklerinin bilinmemesi, söz konusu sanal paraların yasadışı faaliyetlerde kullanılması için uygun bir ortam yaratmaktadır. Ayrıca Bitcoin, piyasa değerinin aşırı oynak olabilmesi, dijital cüzdanların çalınabilmesi, kaybolabilmesi veya sahiplerinin bilgileri dışında usulsüz olarak kullanılabilmesi gibi risklerin yanı sıra yapılan işlemlerin geri döndürülemez olmasından dolayı operasyonel hatalardan ya da kötü niyetli satıcıların suistimalinden kaynaklı risklere de açıktır.
Böylece BDDK, Bitcoin işlemlerinde halen geçerli olan en önemli tehlikelere parmak basmakla kalmıyor, kripto paraların varlığını da tanımış oluyordu. Lise yıllarında gördüğünüz tarih derslerinden hatırlarsınız: Bir devlet, başka bir devleti düşman olarak dahi görüp onunla bir anlaşma yaparsa, o devleti tanımış sayılır. İşte bu bildirinin en önemli kısmı da buydu. Türkiye Cumhuriyeti, 25 Kasım 2013 itibariyle Bitcoin’i tanımış oluyordu. Dahası, bu bildiri ile birlikte, dünya çapında bir devlet de Bitcoin’i tanımış oluyordu.
Çok değil kısa zaman önce, bir Bitcoin hikayesi yeşermişti ülkemizde. Kolay yoldan zengin olma yalanları söylendikçe, can verdi kalbimizde sessizce.
2013: Türk Coin Şakası

Şimdi öncelikle şunu iyice bir belirtelim: Kripto para birimleri, doğaları gereği merkezsizdir. Bu nedenle belli bir ülkeye ait olmaları gibi bir durum aslında yoktur. Rusya’nın Ethereum’u, Çin’in NEO’yu desteklemesi gibi durumlar, bu devletlerin bu para birimlerini benimsemeleri anlamına gelse de, Ethereum Rusya’nın para birimidir diyemeyiz.

İşin doğasını anlamayan, ya da çok iyi anlayan bazı arkadaşlar 2013 yılı sonunda Türk malı bir coin geliştirme kararı alıp TURKO diye bir coin ürettiler. (Bunu üretmek hiç zor değil, artık birkaç tıklamayla bile üretiliyor)

Bu Turko Coin’i bitcointalk forumlarında ilk kez duyuran evrendede nickli arkadaş Yunanistan’da tam da o dönem patlayan Bitcoin talebini mi görmüştür, acaba bu arkadaş Yunanistan’dan haberler bildiren gazeteci Evren Dede midir, yoksa bu bir isim benzerliği midir, orasını ben de bilemediğimden size bırakıyorum. Ama sonuç olarak 2013 Aralık ayında Türkiye’den veye Türkiyeli birileri de bir kripto para birimi oluşturma şakası yaptı. Bunu sadece bir şaka olarak hatırlamak istiyorum.

2016: SPK’nın Yan Cebi

Tarihler Aralık 2016’yı gösterdiğinde, haberler SPK’dan geldi. Dr. Abdurrahman Çarkacıoğlu tarafından hazırlanan raporda, Bitcoin’den yine temkinli biçimde söz ediliyordu. Ayrıca bu raporu konuya hakim olmayan herkesin mutlaka okumasını öneriyorum, çünkü rapor kripto para birimlerinin çalışma sistemini çok güzel biçimde özetliyor. Ayrıca yine bu rapor ile Bitcoin’in bir Ponzi şeması olmadığı devlet eliyle onaylanmış oluyordu.

Raporun bir başka ifadesi yılların bitmek bilmeyen bir şehir efsanesine çok başarılı bir cevap veriyordu:

Bitcoin’in başlardaki yatırımcılarının çok kazandığı iddiası da tam olarak doğru değildir. Yatırımcıların bir kısmı, o dönemlerde fazla önemsemediklerinden gizli anahtarını kaybetmiş durumdadır, ilk başlarda fazla değerli olmadığından, büyük tutarlar transfere konu olmuştur. Uzun dönemde baktığımızda, bugün Bitcoin satın alanların, yarınların “sisteme erken girenleri” olup olmayacağı da bilinemez.
Tabii bu noktada, bu raporun SPK tarafından resmi olarak sahiplenilmediğini hatırlatalım. SPK için bu rapor yalnızca bir araştırma raporuydu ve yazarının görüşlerini yansıtıyordu. Üstelik raporun başındaki “Kabul ve Onay Sayfası” halen imzasız olarak durmaktadır. Yine de, ben SPK’nın yetkililerinin karşı çıkmalarına rağmen böyle bir raporun yayınlanabileceğine ihtimal vermiyorum. Yani bu rapordaki bilgiler SPK’nın resmi görüşleri olmasa da, olsa olsa yan cebi olabilir.
2017: Merkez Bankası Çalışma Grubu

Ve tüm bunlardan sonra, dünkü haber geldi. Habere göre oluşturulacak çalışma grubuna Maliye Bakanlığı da katılacakmış. Maliye Bakanlığı bir işe katılıyorsa, muhtemelen (kesin) vergilendirme tartışılacaktır.

Devletimizin Bitcoin’i ciddiye alıp bu konuda çalışmalar yürütmesi konusunda çok istekliyim, çok da sevinçliyim. Ama maalesef artık çok umutlu olamıyorum. Yine de 2013’te bu işe izin veren en tepedeki (EN tepedeki) isim(ler) bu işe yine destek olursa, çok ciddi anlamda yol katedebiliriz.

Rusya da Bizden Aşağı Kalmaz Hani

Gün geçmiyor ki kripto para birimleri ile ilgili haberlerde FUD (Korku, belirsizlik ve şüphe) fırtınaları estirilmesin. Tabii ülkelerin çeşitli yetkililerinin eski kafalılıkları, olayı hiç anlamamaları ve 1994 kafasıyla Bitcoin’e yaklaşmaları da bu duruma tuz biber oluyor.

Rusya’nın güzide ve saygıdeğer Ekonomi Bakan Yardımcısı, ülke genelinde kripto para birimleri ile yapılan ödemelerin tümden yasaklanabileceğini, bununla ilgili kararın da bir ay içerisinde verileceğini söylemiş. Haberlere bakarsak ilk anda “Eyvah, Rusya bu işi yasaklarsa Bitcoin’in değeri düşer” diye dehşete kapılabiliriz. Biz dehşete kapıladururken, bitcoin tüccarları da düşük fiyattan alım penceresinin kokusunu almaya başlarlar.

Bitcoin’in yasaklanması teknik olarak mümkün değil. Bakın kimsenin gücü yetmez, yok efendim adama yedirmezler falan gibi tırı-vırı yapmıyorum. Bitcoin’in yasaklanması matematiksel olarak mümkün değildir diyorum. Bu bir iddia değil, matematiksel bir gerçektir. SHA-256 algoritmasına göre matematiksel işlem yapmayı ve bu işlemlerin sonuçlarını ağdaki Bitcoin Node çalıştıran bir bilgisayara göndermeyi yasaklayamadığınız sürece Bitcoin’i yasaklayamazsınız. Yavaşlatabilirsiniz, değersizleştirebilirsiniz, çok ama çok zorlaştırabilirsiniz. Ama ne yaparsanız yapın, dünya üzerindeki son bilgisayarın da fişini çekmedikçe Bitcoin’i yasaklayamazsınız. (Ki o da yetmez, çünkü bugün Bitcoin node’ları uzayda da mevcutlar.)

Ama bir yandan da aslına bakarsanız, kripto para birimleri ile uzun süredir ilgilenen kişiler, bu türden boş beleş çıkışlara son derece alışıklar. Bitcoin’i yasaklamayı bugüne kadar çok ülke denedi, hiçbiri başarılı olamadı. Biz şimdilik sadece Rusya üzerinden gidelim, çünkü bilhassa Çin’deki durumları anlatmak için ayrı bir yazı yazmak gerekiyor.

Rusya, 2014 yılında Bitcoin’e ciddi bir yasak getirmişti.  Bitcoin ile ödeme yapılmasını yasaklamak şöyle dursun, Bitcoin ile ilgili bilgi içeren internet siteleri dahi engellenmişlerdi. Bu yasak 2015’te kalktı.

Ayrı Rusya, 2014 yılında bir kanun tasarısı üzerinde çalışmaya başladı. Tasarı kanunlaşsaydı, Bitcoin ve diğer kripto para birimleri ile ilgili her ama her şey yasaklanacak, illegal aktivite olarak görülecekti. 2016 yılında ekonomi bakanlığı yetkilileri, bu tasarıdan vazgeçildiğini açıkladılar.

Tam da aynı zamanlarda, Rus bankaları blok zinciri teknolojisi üzerinde çalışmak için bir konsorsiyum oluşturmuşlardı. İlginç değil mi? Tabii bu gelişmeleri incelerken bir yandan Ethereum’u da takip etmek gerekiyor.

2017 yılında ise Rusya’nın konut alanlarında madencilik faaliyetlerini yasakladığı ile ilgili haberleri duyduk. Ancak bu haberleri de ASIC teknolojisindeki gelişmelerle birlikte okumak gerekiyor. Rusya’da bugün halen birçok ev sadece elektrik ile ısıtılıyor. Elektrikle ısıtma yapmak için Bitcoin madenciliği çiplerinin kullanılması ise gayet mümkün. Bu çiplerle yapılan hesaplamalar sırasında açığa çıkan ısı, evin veya suyun ısıtmasında kullanıldığında, madencilik tam olarak bedavaya gelmiş oluyor. Bu nedenle de eski teknolojili madencilik cihazlarının kullanılması dahi kârlı olabiliyor.

Ukrayna’dan tam da bu iş için çalışan bir firmayı şuradan görebilirsiniz.

Peki Rusya’nın bu gereksiz çıkışları Bitcoin’e bir zarar verdi mi? Hayır. Bir önceki FUD dalgası Çin’den gelmişti ve Bitcoin’in fiyatı kısa vadeli bir düşüş yaşamıştı. Çünkü fiyat düştüğü anda birçok yatırımcı yeniden alım yaparak fiyatı yükeltmişti. (Bunların başını da JP Morgan çekmişti) Bu sefer ise insanlar zaten fiyat düşüşü olsa bile bunun kısa süreceğini bildiklerinden, ellerindeki Bitcoinleri satmayı düşünmediler.

Türkiye’de de Merkez Bankası bu işle ilgileniyormuş. Hükümete yakın basın kuruluşları bugün bununla ilgili haberleri paylaştılar. Bakalım, çok umutlu değilim ama, gelişmelerle ilgil yorumlarımı paylaşmaya devam edeceğim mutlaka.

Akıllı Kontrat Nedir: Bitcoin’i Anlamadan Ethereum’a Dalmak

Akıllı kontratlar, aslında avukatların veya noterlerin işlerini ortadan kaldırmaya yarayan sanal birer makinedir. Teknik terimlerle finansçı veya bilişimci olmayan arkadaşları boğmak istemiyorum. Zaten emin olun, o fiyakalı kelimelerden ben de o kadar anlamıyorum. Onun yerine size şöyle gerçek hayattan bir örnek vereceğim:

  1. Adana’da yeni bir site inşa ediyoruz. İsmini de Dijituana Sitesi koyuyoruz.
  2. Sitedeki tüm kapı kilitlerini dijitalleştiriyoruz.
  3. Kiralar ve aidatlar Ethereum üzerinden ödeniyor. Sitenin tüm masrafları da Ethereum üzerinden ödeniyor.

Bu sitede ev kiralamak isteyenler, ev sahipleri ile aralarında akıllı kontrat kuruyorlar. Akıllı kontratın bir tarafı da site yönetimi oluyor. Ve akıllı kontrata diyoruz ki:

  • Kiracı her ay kirayı ödeyince evin kilidi açılır.
  • Kiracı doğabilecek masraflar için belli bir depozito gönderir. Bu depozitoyu, eğer evde bir masraf doğmamışsa çıkışta geri alır. Masrafın doğup doğmadığını site yönetimi denetler.
  • Dönemsel olarak kiraya belli oranda zam yapılır. Bu oranı devlet belirler. Devletin belirlediği oran falanca URL’den görülebilir.
  • Evin demirbaşları için gereken masraflar ev sahibi tarafından karşılanır. (Kombi, pencere vb.)

Farkındaysanız, kiracı-ev sahibi ilişkisini düzenleyen yasal düzenlemeler de aynen bu şekilde. Ancak bunun uygulaması gerçek hayatta pek böyle olmayabiliyor. İşin içine avukatlar, icra daireleri, uzun uzadıya mevzular giriyor. Ama kirayı dijitalleştirseydik, bütün iş Ethereum üzerinden gerçekleşecekti. Kimsenin “ben parayı gönderdim” veya “ben parayı almadım” deme şansı olmayacaktı. Herkes ne yaptığını kriptografik açıdan kesinlik içeren bir biçimde kanıtlayabilecekti.

Akıllı Kontrat Nedir?

Akıllı kontrat kavramını, bugün halen Satoshi Nakamoto olduğundan şüphelenilen Nick Szabo, 90’lı yıllarda ortaya atmış. Şöyle demiş Szabo dayı:

Dijital devrim sayesinde yeni kurumlar ve bu kurumları oluşturan ilişkiler hayatımıza girecek. Bu yeni kontratlara “akıllı” diyorum, çünkü hareketsiz duran kağıt tabanlı dedelerinden daha çok işe yarıyorlar. Bu iş için bir sanal zeka da gerekmiyor. Akıllı kontrat demek, dijital olarak söz verilmesi ve söz veren tarafların hangi durumda sözlerini nasıl tutacaklarının kaydedilmesi demektir.

Bu adamın Satoshi olduğunu zannetmiyorum.

Yalnız bay Szabo olayı çok güzel özetlemiş. Finansçı olmayanlar için bu teknolojinin kullanılabileceği önemli alanlardan bazılarını şöyle sıralayabilirim:

  • Tapu kayıtları ve gayrımenkul alım satımı
  • Sağlık kayıtları
  • Sigortacılık sektörü
  • Kıdem tazminatı
  • Enerji piyasası

Bunlar ilk etapta aklıma gelen alanların yalnızca bir kısmı. Belki olayı kafanızda tam canlandıramadınız, belki de inandırıcı bulmadınız veya ben tam anlatamadım. O yüzden size isim vereyim.

Yakın zamanda Putin reyiz, Ethereum’un kurucusu Vitalik Buterin ile görüştü. Şu arkadaşla yani:

Vitalik Buterin (Ethereum’un Kurucusu olan genç arkadaşımız)

Görüşmekle kalmadı tabii. Görüşme sonrasında Rusya bu işi yasaklar mı, serbest mi bırakır diye insanlar merak ediyordu. Korkulan olmadı, ama çok hızlı bir giriş de olmadı. Putin’in bazı kurmayları blockchain teknolojisini kullanan, akıllı kontratlardan yararlanan işler yapılması için araştırmaların başladığını açıkladı. Ancak aradan birkaç ay daha geçtikten sonra Rusya da Çin gibi kripto paralara karşı görünen bazı düzenlemeler yaptı. Hatta evde madencilik yapmanın yasaklandığı söylendi. Ama yine korkulan olmadı. Ve Ethereum-Rusya ilişkisi her zamanki gibi ilerlemeye devam ediyor.

Peki bizim ülkemizin Reisi, yani Reis-i Cumhur‘u da kripto paralarla ilgili önemli adımlar atar mı? Orasını bilemiyorum, ama çok isterim. Belki bunun için bize de bir Vitalik Buterin lazım. Ben bu ülkenin Buterin’i olamam ama, bu işin Abdurrahman Dilipak ile olmayacağını anlayabilecek kadar bu işten anlıyorum. O yüzden maalesef artık pek umutlu olamıyorum.

Gene Geldi 4100’ler, Gönlümün Efendisi Bitcoinler

Geçen haftalarda Çin hükümeti Bitcoin’in kolay yoldan zengin olma aracı gibi gösterilmesini, insanların ceplerinden boş vaatlerle paralarının tırtıklanmasını önlemek amacıyla, biraz korumacı biraz devletçi bir hamlede bulunmuş ve ICO’ları yasaklamıştı. (ICO’nun ne olduğunu da bilmeyenler için anlatacağım ilerleyen postlarda İnşallah) Bununla yetinmeyen Çin hükümeti, bazı borsaların da yasaklanacağını duyurmuş, daha yasak gelmeden dahi bazı borsalar işlemleri durdurmuştu. Bunun üzerine birçok kerkenez abi, “bitcoin bitmiş” diye söylenip durdular.

He abi aynen, Bitcoin bitmiş.

Aradan zaman geçtikçe bitcoin bir düştü bir yükseldi. Bitcoin’in alternatifi olan bir diğer kripto para birimi Zcash’in en büyük ortaklarından JP Morgan CEO’sunun yaptığı maymunluğu hiç saymıyorum zaten. O hareketi borsada yapsa adamı hapse atarlardı. (Bilmeyenler için anlatalım ne yaptığını: Çıktı, Bitcoin tırı vırıdır, dolandırıcılıktır, balondur, dombilidir, taocudur. Bitcoin diyeni kaşından vururum, üstüne şirketten kovarım gibi şeyler dedi. Bunun üzerine bitcoin yatırımcısı beyaz yakalılar da, mal oldukları için, gidip koşa koşa bitcoinlerini sattılar. Bitcoin fiyatları düşünce de CEO abimiz bir güzel ucuz fiyattan kapattı bitcoinleri.)

Velhasıl, Çin’in hamlesinin yanlış anlaşılmasının üzerine bir de JP Morgan mevzusu eklenince, Bitcoin fiyatı bir güzel düşmeye başladı. En yüksek noktasında 5000 doları gören BTC, bir ara 3000’e doğru uzandı. 3238’di benim gördüğüm en düşük noktada. Daha da düşer diye bekledim almak için, ama düşmedi. Keşke daha da beklemeyip alsaydım. Neyse, bir dahaki panik ortamına alırız artık.

Bitcoin 3200’lerde seyrederken ortamlar “işte bu sefer Eto kesin bitmiş abi” diye gezen, olayın ne olduğunu dahi kavrayamayan akılsız akıllılarla doldu taştı. O zaman da söyledik, şimdi de söylüyoruz: Bitcoin’in fiyatının ne olacağını kimse bilemez. Bugün 4100 olan BTC, yarın 41 dolar da olabilir. Ama blok zinciri teknolojisi bir daha çıkmamak üzere hayatımıza girmiştir. Hoşunuza gitsin veya gitmesin, bunu kabullenmek zorundasınız.

Bugün ise BTC fiyatı 4100 dolarlarda seyrediyor. Bir yandan dolar/TL paritesi de hızla yükseliyor. Bu da Bitcoin yatırımcılarının yüzünü iyice güldürüyor demek.

Yalnız çok rica ediyorum, BTC hızla artıyor diye gaza gelip olmadık işler yapmaya, veya üç kuruş para kazanmayı başardınız diye kolay yoldan zengin olmanın yolunu buldunuz zannetmeye kalkışmayın. Yatırım tavsiyesi değildir, akıl fikir tavsiyesidir.

Yarın size Abdurrahman Dilipak ağabeyden bahsedeceğim, bekleyin.

Bahreyn’den Bitcoin’e Yeşil Işık

Evet yanlış duymadınız, Bahreyn.

Ülkemizde yasaklı olan Wikipedia’ya göre kişi başına düşen milli gelir bakımından dünyanın 13. ülkesi Bahreyn. Bu durumda insanın “paradan Bahreyn anlamasın da kim anlasın?” diye sorası geliyor. Nitekim tam da buna paralel bir gelişme yaşandı dün:

Bahreyn’in Ekonomik Gelişme Kurulunun başkanı olan Khalid Al-Rumaini adlı yetkili abi, “Bitcoin’e açığız.” demiş.

Ülkenin başkenti olan Manama’da yapılan MIT (Massachusetts Institute of Technology) İnovasyon Forumu’nda söylemiş bunu da. “Kurallardan arındırılmış bir alanda kontrollü denemeler yapmak, ülkemiz için bu işin doğru yolu olacaktır.” diye de eklemiş.

Bakınız sayın başkan bitcoin’i düzenleyelim dememiş. IMF göreve dememiş. Bu işten nasıl vergi alırız, hiç herkes kafasına göre bitcoin kullanabilir mi, olmaz öyle şey falan dememiş. Naci Ağbal’a duyurulur.

Yetinmemiş bu paradan anlamayan Arap abi, bi de şöyle demiş:

Blok zinciri teknolojisinin ülke genelinde kullanıma girmesi, Bahreyn’in bu alanda bir öncü olmasını sağlayacak çok önemli bir fırsattır. Blok zinciri teknolojisi iş dünyası için geçmişte internet ve e-postanın açtığı gibi birçok yeni kapı açacak bir teknoloji.

Yani aslına bakarsanız, Bahreyn’in yetkilileri bizim çok ilerimizde duruyorlar. Ama bu iş eskiden beri böyle değildi. 2013’te, dünya Bitcoin’e gülüp geçmek için bile vakit ayırmazken, Türkiye’de resmi otoriteler Bitcoin’in ne olduğunu gayet iyi biliyorlardı. BDDK’nın yayınladığı Bitcoin bildirisi, dünyada resmi otoritelerin kripto para birimlerini ciddiye almasının ilk örneklerinden biriydi. Üstelik tahmin edilenin aksine yasaklayıcı veya engelleyici değil, sadece koruyucu bir tavır takınılıyordu.

Peki size dünyada açılan ikinci Bitcoin ATM’si Atatürk Havaalanı’nda açılmıştı desem? 2013’ün soğuk bir kış gününde şu haberi okuduğum zaman “bu sefer oldu” diye sevinmiştim. Bu sefer oldu, Türkiye bu treni tam da zamanında yakaladı diye sevinmiştim.

Peki sonra ne oldu? Neden Türkiye Bitcoin ve blok zinciri alanında önde gelen ülkelerden biriyken birdenbire geri kaldı? Hangi “gizli el” veya hangi “üst akıl” bu işi engelledi? Yoksa yine kendi ayağımıza mı kurşun sıktık, kendi kendimizi mi geri bıraktık? Burasının cevabını ben bilmiyorum.

Naci Ağbal biliyordur inşallah. Kendisine saygılar sunuyor, çalışmalarında başarılar diliyorum. Yalnız Bitcoin konusunda daha bilgili insanlarla çalışması gerekiyor. Ben kendisine seve seve yardımcı olabilirim.

Neden Madencilik?

Kripto paralardan anladığımı duyan herkesin önemli sorularından biri de şu oluyor: Neden Bitcoin alacağına kendin madencilik yapıyorsun ki? Evde uğraşmak yerine al-sat yapsaydın daha çok kazanmaz mıydın?

Aslında bu soru, bu işlerden hiç anlamayan birinin dahi sorabileceği, ama bir o kadar da önemli bir soru. 2013 yılında olsaydık madencilik yapmak için size birçok mantıklı sebep sayabilirdim, ama günümüzde bu sebeplerin önemli bir kısmı ortadan kalktı. Peki zaman içerisinde ne oldu? Şöyle özetleyebiliriz:

  1. Zamanında Bitcoin (ki o zamanlar diğer coinler yoktu) madenciliği CPU ile yapılıyordu. Daha sonra developerlar bu işlem için GPU kullanan arabirimler ürettiler. Bir yandan da diğer coinler piyasaya çıktı. Zaman içerisinde donanım programlamasına hakim gençler işi FPGA ile, onların içerisinden çıkan bazı start-up şirketler de ASIC ile yapmaya başladılar. Şu anda dünyada madencilik ASIC çiplerini üreten firmaların en önemlilerinden bir tanesi, aslında Tel-Aviv’de kurulan bir start-up şirketten doğdu. Ha keza meşhur (ve bu işin açık ara lideri, devi, madenciliğin Selpak’ı) Bitmain de bu tür akıllı gençleri alıp Çin gücü ve anlayışıyla birleştirdi. Yani artık kripto para madenciliği eskisi gibi bir hobi değil, dev bir sektör.
  2. Zamanında evde madencilik yapmanın çok temel bir mantığı vardı: Ola ki Bitcoin fiyatları düşerse, elinizde kalan ekran kartı ile çok güzel oyun oynayabiliyordunuz, ya da kartı satabiliyordunuz. 2013 yılında bir arkadaşıma bu nedenle bir yatırım projesi sundum. Projeme göre 10.000 TL’lik ekran kartı alacaktık, ola ki madencilik işinde başarısız olursak kartları yaklaşık 8.000 TL’ye satacaktık. Kabul etmedi, ikinci el araba alıp satacağını söyledi. Hesap ettim, o zaman 10.000 TL’yi bulup bu işe girebilmiş olsaydım, elimizde şu an ne kadar olacağını… Neyse, hiç söylemeyeyim, tadımız tuzumuz kaçmasın. 🙂
    Yani kısacası o zamanlar madencilik için alacağınız ekran kartlarının tek kullanım alanı madencilik değildi. Ama bugün dünyadaki ekran kartı varlığının çok ciddi bir kısmı madencilik için kullanılıyor. Madenciliğin tadı kalmaz, kârlılığı biterse bu kartlar piyasaya sürülecek. O zaman da elinizdeki kartın değeri kuşa dönecek. Yani en olmadı kartları satar zararımı çıkarırım dönemi bitti. (Oyuncu arkadaşların beklediği senaryo da bu.)
    Ama burada şunu da eklemek lazım: O zamanlar kripto paraların dünyadaki varlığı henüz oturmamış, sektör kendini kanıtlamamıştı. Yani o zamanlar Bitcoin’in değeri bir düşüp, yerine yıllar sonra gelebiliyordu. Ama şimdi bir daha öyle bir durumun yaşanması neredeyse ihtimal dışı. (Yani oyuncu arkadaşlar çok da boşuna beklemesinler.)
  3. Eskiden evde madencilik yapan sayısı azdı, dışarıda madencilik yapan şirketlerin sayısı ise neredeyse sıfırdı. PCI Express kartları anakarttan uzağa takmaya yarayan kablolar gibi yan ürünler henüz üretilmemiş, hatta düşünülmemişti. Madencilik için stabil çalışan işletim sistemleri, otomatik konfigüratörler, her zaman en kârlı parayı kazıp sonra BTC’ye çeviren programlar yoktu. Mum ışığında madencilik yapıyorduk.

Bugün ise evde madencilik yapmak o kadar da karlı değil. Yani kazdığınız para biriminin dalgalanma durumuna, elektrik fiyatlarına ve o parayı kazan insan sayısına göre kâr etme olasılığınız tabii ki var. Ama madenciliğin kârlılığını hesaplarken başka şeylere de dikkat etmek lazım.

Mesela, bir Antminer S9 aldınız. Bugün cihazı 10.000 TL’ye aldığınızı varsayalım. Cihaz da kendi parasını 4 ayda çıkartsın. (Çok iyi bir rakam, abartıyorum.) Bu durumda sizin elinizde 4 ayda kendini çıkartan bir cihaz olduğu için çok sevineceksiniz. Ancak 4 ay içerisinde kazım zorluğu iyice artmış olacak, ve cihazın ikinci turu dönmesi 1 yıl sürecek. Yani 16 ay sonra elinizde 20.000 TL ve artık bir tuğladan hiç bir farkı olmayan bir cihaz kalmış olacak.

Ama bunun yerine 10.000 TL’lik BTC almış olsaydınız, ve BTC’nin fiyatı 16 ayda 4 katına çıksaydı elinizde 40.000 TL olmuş olacaktı. Böylece 10.000 TL’niz ile al-sat yerine madencilik yaparak 20.000 TL zarar etmiş oldunuz.

Yani kısacası, madenciliğin kârlılığını hesaplarken spekülatif kârdan olan kaybınızı da değerlendirmek zorundasınız.

Peki ben niye madencilik yapıyorum?

Madencilik yaptığınız zaman, bir network’ün bir parçası olursunuz. O blok zincirinde sizin de bir tuzunuz bulunur. Ayrıca madenciliğin de çok büyük kârlar getirmesi olasıdır. Bunun için kazım zorluğu düşük coinleri bulup, o coinlerin zorluk ve fiyatları yükseldiği zaman satmanız lazım. Onu da başka bir yazıda anlatırım.

Yani kısacası, ben kendi keyfime ve mantığıma hoş geldiği için madencilik yapıyorum. Ama madencilik mi, al-sat mı? sorusunun net bir cevabı bende yok. Siz de kendiniz ölçüp biçip karar vermek zorundasınız.

Türkiye’de Cahiliye Dönemi: Bitcoin Yazarlarının Vehameti

Kişisel internet sitemi bir kripto para bloguna çevirirken en çok yapmak istediğim şey, ülkemizdeki (ve dünyadaki) cahillikle savaşmaktı. Çünkü konuyla ilgili öyle saçma şeyler, öyle bilgisiz ve cahilce görüşler yazılıyor ki insan okurken gülemiyor bile. Basınımızdaki Bitcoin cahilleriyle uğraşmaya kalksak her gün burada bir dolu içerik üretmemiz gerekirdi.

Gelelim haftanın cahiline: Sözcü gazetesinden Nedim Türkmen beyefendi.

Kendisi “Damada Arkadaşından Bitcoin Dönemi” başlığı ile cehalet dolu, araştırılmadan, kafadan uydurarak, “yazarın anlayabildiği kadarıyla” bir yazı yazmış. Yazının tamamına şuradan ulaşabilirsiniz.

Bakalım iyi niyetli ancak zamansız Nedim Bey, neleri hiç anlamadan kaleme girişmiş:

Bitcoin, kavramsal olarak aynı anda iki şeydir. İlki, kanuni para statüsüne sahip herhangi bir fiziksel karşılığı olmadan kullanılan hesap birimi anlamına gelen dijital bir paradır. İkincisi, para arzı üzerindeki devlet tekelleriyle mücadeleye yönelik özel teşebbüs tarafından sağlanan bir paradır. Bitcoin işlemleri, merkez bankaları veya devlet kurumları gibi geleneksel finansal oyuncular ile ilgili işlemler değildir.

Şimdi Nedim Bey, birincisi Bitcoin aynı anda iki şey falan değildir. Bitcoin’in yaradığı birden fazla iş tabii ki olabilir. Ayrıca her kanuni para statüsüne sahip para biriminin de fiziksel karşılığı olmaz. İkincisi, bitcoin belli bir mücadele için falan üretilmemiştir. Kapitalizmin celladı falan değildir. Para arzı üzerindeki devlet tekelleriyle mücadeleye yönelik falan olmadığı gibi, belirli bir özel teşebbüs tarafından da sağlanmaz. (Bu noktada Nedim Bey’in madencilik şirketleri ile ilgili bir şeyler okuduğunu ve onları kast ettiğini umuyorum.)

Devam edelim:

Satoshi Nakamoto takma adıyla faaliyet gösteren kimliği gizli bir bilgisayar korsanı, dünyanın ilk dijital parası olan Bitcoin’i 2009 yılında yarattı. Çin’den para kaçırmak isteyen ancak para transferi yapamayanlar için, mecburiyetten ortaya çıkmış bir dijital ödeme aracı olmasına rağmen, Bitcoin; elektronik ticarette aracılara duyulan ihtiyacı ortadan kaldıran; devlet müdahalesinin kalıcı olarak yasaklandığı ve gereksiz kılındığı bir değişim aracı olarak kamuoyuna sunulmuştur.

Nedim Bey, Satoshi Nakamoto bir bilgisayar korsanı değildir. Hiç bir yeri hacklememiştir. Ayrıca dünyanın ilk dijital parası da aslında Bitcoin değildir de, sizi o kadar yormayalım. Ammaa, asıl eyvah eyvah dedirten kısmı sonra geliyor: Çin’den para kaçırmak isteyenler için… Nedim Bey, Satoshi’nin Bitcoin’i üretirken Çin’den para kaçırmak isteyenlere yardım gibi bir amacı olmaması bir yana, böyle bir fikrinin olduğunu da gösterecek bir yazısı mevcut değildir. Bitcoin’e devlet müdahelesinin “yasaklandığı” konusuna girmiyorum. Böyle bir müdahele Bitcoin blok zincirine yapılamaz, ancak bu bir yasak değil teknik bir gerçekliktir.

Sevgili okurlar, burada bu cehaletin bitmiş olmasını çok isterdim. Ancak “geleneksel” finanstan çok farklı olan bir para birimini biz okurlarına tanıtmak için kolları sıvayan yazarımız burada duramamış. Ve asıl bombayı sonunda patlatarak TİPİK bir Sözcü gazetesi kafasıyla “IMF Göreve” demiş:

…Döviz piyasasının istikrarını bozacak olası etkileri düşünüldüğünde; Uluslararası Para Fonu’nun ( IMF ) Bitcoin’i düzenleyecek bir yol bulması çok önemlidir. IMF, özellikle döviz piyasası aracılığıyla küresel ekonomik sistemi istikrarlı hale getirmeye yardım etmek için tasarlanmış bir kurumdur. Dolayısıyla, Bitcoin’in düzenlenmesi doğrudan IMF’nin görevleri arasındadır.

Bitcoin’in düzenlenmesini doğrudan IMF’nin görevleri arasına sokan saygıdeğer köşe yazarımızı can-ı gönülden tebrik ediyor, kendisinden feyz alıyorum. Bundan sonra ben de beğenmediğim veya nereye gideceğini kestiremediğim bir gelişme ile karşılaşırsam orduyu, generalleri, genç subayları, Amerikan başkanını veya en olmadı IMF’yi devreye sokacağım. Saygılarımla.