Bitcoin Çatalı Nedir?

Bitcoin’in çatallanmasını anlatmak için tek bir yazı yetmez. Dolayısıyla bu yazı dizisi iki bölümden oluşacaktır.

Bitcoin’in çatallanmasını (forking) anlamak için öncelikle bitcoin’in bir para meselesi değil, bir matematik ve bilgisayar meselesi olduğu günlere geri dönmemizde fayda var.

Forking, yani çatallanma aslında açık kaynak kodlu yazılımlar dünyasından aşina olduğumuz bir kavram. Bir yazılımın açık kaynak kodlu olması, birden fazla geliştiricinin veya grubun aynı anda tek bir proje üzerinde farklı katkılarda bulunmasına izin veriyor.

Mesela, meşhur bir ofis yazılımı olan OpenOffice.org’u düşünelim. Libreoffice ve NEO Office yazılımları, bu yazılımdan çatallanmış kopyalardır, ve başka birer ekip tarafından yürütülürler. Kaldı ki, Openoffice.org da zamanında Staroffice adlı yazılımdan çatallanmıştır. Daha sonraki yıllarda Staroffice ile Openoffice.org tekrar birleşmiştir. (Yani yazılım dünyasında bu çatallanmaların daha sonra tekrar birleşmeleri gayet mümkündür. Ancak Bitcoin’de değildir. Blok zincirine sonradan müdahele kriptografik olarak imkânsız olduğundan, bitcoin’in çatallanması geri döndürülemez.)

“Çatallanma” aslında yazılım dünyasına ait bir kavram ve son derece normal bir olay.
Bitcoin Bir Zamanlar Sadece Bir Yazılımdı

Satoshi, bitcoin’i ilk olarak GitHub üzerinde bir yazılım projesi olarak oluşturmuştu. Açık kaynak kodlu olan bu yazılım o dönem yalnızca Satoshi tarafından güncelleniyordu ve üretilen Bitcoin’lerin bir parasal karşılığı bulunmuyordu. Aslında amaç sadece bir deney yapmaktı. Deneyin amacı ise, bilgisayarların işlemci gücünü kullanarak taklit edilmesi ve sahtesinin üretilmesi imkânsız olan, kriptografik anlamda güvenli ve bir o kadar pratik bir parasal düzenin olabileceğini kanıtlamaktı. Bu deneyin başarılı olması durumunda, çok daha ileri düzeyde özelliklere izin veren başka coin’lerin çıkması her daim mümkündü, ki öyle de oldu. Ancak ilk başta tahmin edilemeyen bir şey daha gerçekleşti: Sonradan üretilen ve ilkine göre teknik anlamda üstünlükleri bulunan bu alternatif coin’ler, hiç bir zaman Satoshi’nin orijinal Bitcoin’i kadar tutulmadılar.

GitHub üzerinde oluşturulan bu yazılımın ilk fork’u da Litecoin oldu. Litecoin, Bitcoin’in maksimum coin sayısını dörde katlarken, blok oluşturulma süresini de dörtte birine indiriyordu. Böylece çok daha hızlı konfirmasyonlar ve çok daha düşük gönderme/alma komisyonları ile işlem yapmak mümkün oluyordu. Zaten Litecoin’in ismi de tam olarak buradan geliyordu. Yazılım dünyasında bir yazılımın fazla ağırlaşması durumunda aynı işi daha az sistem kaynağı kullanarak yapmaya çalışan sadeleştirilmiş yazılımlara “Lite” unvanı verilir. Eskilerin hatırlayacağı Kazaalite, Adobe Flash Lite, veya cep telefonundan internete girmenin hem pahalı hem de yavaş olduğu günlerde çok iş yapan Facebook Lite’ın isimleri de buradan gelir. İşte Litecoin de Bitcoin’in “hafifletilmiş ve hızlandırılmış” çatalıydı.

Çatallanınca Ne Oluyor?

Şuradaki infografik çalışmamda, sizlere blok zincirinin nasıl çalıştığını anlatmıştım. Blok zinciri üzerinde aslında tek bir kayıt türü bulunur. Yani blok zinciri, bir muhasebe defteridir. Bu defterde, kimin kime ne zaman ne kadar coin yolladığının kaydı tutulur. Defter herkese açıktır. İsteyen herkes blok zinciri dosyasını bilgisayarına indirebilir.

İsteyen herkesin blok zinciri dosyasını bilgisayarına indirebilmesi demek, isteyen herkesin de belirli bir andan itibaren ayrı bir kayıt tutabilmesi ve onunla birlikte hareket eden diğer insanların da kayıtları bu yeni defter üzerinden sürdürebilmesi anlamına gelir.

Yani Ali, Ayşe’ye 3 TL gönderdi şeklinde kayıtlardan oluşan bir defter var elimizde. Bu deftere belli kurallara göre yeni olayları yazıyoruz. (her 10 dakikada bir yeni bir blok oluşturuyoruz, her blokta en fazla 1 MB veri yazıyoruz.) Ben herkese açık olan bu defteri alır, “bundan sonra her 2 dakikada bir yazacağız ve ayrıca her yazışta 2 MB yazabiliriz” dersem ne olur? Bitcoin’i “çatallamış” olurum. Yeni oluşturduğum coin’e “atcoin” adını verebilirim. Bu atcoin’in defteri belirli bir yere kadar bitcoin ile aynı olmuş olur. Yani, o tarihten önceki atcoin cüzdanlarında, o sırada ellerinde bulunan bitcoin kadar atcoin olur.

Basındaki bitcoin çatallanması haberlerinde gördüğünüz “herkese ücretsiz olarak elindeki bitcoin kadar yeni coinden verilecek” muhabbetinin aslı budur. Kimseye ücretsiz coin verildiği falan yok. Blockchain dosyasını kopyalayıp yeni bir zincir ile devam ediyoruz. Dolayısıyla iki zinciri birbirinden ayırdığımız noktada, eski cüzdanlardaki coinler iki zincirde de bulunuyor.

Peki oluşturduğumuz yeni “atcoin” in değeri ne olacak? İşte burası da tıpkı bitcoin’in orijinali gibi tamamen piyasa tarafından belirleniyor. Piyasadaki atcoin arzı ve talebine göre, atcoin’in değeri ortaya çıkıyor. İnsanlar o andan itibaren bitcoin’in bir işe yaramayacağını, asıl mevzunun atcoin olduğunu düşünürlerse, artık atcoin para eder. Ama bunun için, atcoin’in önemli bir sorunu çözüyor olması lazım.

Madencilerin Çatallanmadaki Söz Hakkı Nedir?

Satoshi, ilk bitcoin yazılımını ve dolayısıyla blok zinciri dosyasını tasarlarken çok mantıklı bir iş yapmıştı: Sistem üzerindeki söz hakkı, işlemci gücüne göre belirleniyordu. Yani blok zinciri dosyasının akıbeti, madencilerin belirlediği şekilde oluyordu. Kural açıktı: Halk ne isterse, bitcoin onu yapar.

Bu arada kriptografik detaylara boğulmadan şunu da ekleyelim: Bitcoin’in (ve diğer tüm kripto paraların) yapısı gereği, zaten sık sık minik çatallanmalar yaşanır. Yani, birden fazla madenci ve bu madencileri takip eden node’lar aynı anda blok zinciri problemine farklı geçerli çözümler bulurlar. (Matematikte bir sorunun birden fazla doğru cevabı olması gibi düşünebilirsiniz.) Daha sonra kısa bir süre boyunca bu iki farklı blok zinciri üzerinde farklı madenci grupları çalışırlar. Ancak hangi tarafın toplam işlemci gücü daha fazla ise, o tarafın kurduğu zincir geçerli olur, diğer zincir ise boşa gider. Blok zinciri iliminde bu boşa giden bloğa, “yetim blok” (orphan block) adı verilir. Bir blokluk yetim bloklar sık sık yaşanır, üst üste iki bloğun yetim olması ise çok nadir görülen bir durumdur. Ethereum’un blok süreleri çok kısa olduğundan, yetim bloklar sık sık görülür. Hatta o kadar sık görüldüğü için, ethereum  networkünde bu bloklara “amca blok” (uncle block) adı verilir ve “hayalet protokolü” (ghost protocol) denen bir sistem üzerinden bu bloklar için de madencilere ödeme yapılır. Evet, kriptografik detaylara boğulmadan açıklanmış hali buydu. 🙂

Bitcoin, ilk başlarda sadece bir yazılımdı. Zaten yazılımın ismiydi “Bitcoin”

Bu durum, beraberinde bitcoin’in güncellenmesi için gereken en önemli unsuru da getiriyordu: Madenci gücünün %51’ini elinde bulundurmak. Yani bitcoin ile ilgili bir değişiklik yapılması teklif edildiğinde, işlemci gücünün %51’lik kısmı bu değişikliği kabul ederse, geri kalan kısmın ürettiği bloklar haliyle “yetim blok” olarak adlandırılıyor, tarihin serin sularına gömülüyordu. Böylece, bitcoin’in kimsenin merkezi otoritesine bağlı olmaksızın güncellenebilmesi de mümkün oluyordu.

15 Ağustos 2010: Bitcoin Hack Girişimi

15 Ağustos 2010’da da tam olarak buna benzer bir şey yaşandı. Bir hacker, Bitcoin’in 0.8 versiyonunu hackledi ve 184 milyar bitcoin üreterek kendi adresine gönderdi. (Bitcoin networkünün izin verdiği toplam bitcoin sayısı 21 milyondur.) Bugün Bitcoin Core’un önemli developerlarından biri olan Jeff Garzik, olayı fark etti ve şu şekilde bir mesaj gönderdi. Yaklaşık beş saat içinde bitcoin yazılımı üzerinde gerekli güncellemeler yapılarak kullanıma sunuldu. Bitcoin kullanıcıları hemen yeni versiyonu indirerek, bu hatalı işlemden önceki işlemi baz alan yeni bir zincir üzerinden devam ettiler. (Yani, “hacker kendisine 184 milyar gönderdi” yazılı kayıttan bir önceki sayfaya giderek defteri kopyaladılar ve bu yeni defter üzerinden devam ettiler.) Hacker’ın ürettiği kayıt üzerinden giden “kötü” defter üzerinde devam eden madenciler de oldu tabii. (olaydan habersiz, yazılımını update etmeyen madenciler, bu kayıt üzerinden devam ederek hacker’ın elini güçlendirdiler) Ancak birkaç saat içerisinde güncellenen tarafın işlemci gücü daha fazla oldu ve sorun çözülmüş oldu.

Ethereum ve Ethereum Classic

Bitcoin’in çatallanma mevzularını daha iyi anlayabilmek için, biraz ara verelim ve Ethereum’a dönelim. Ethereum’un tarihinde yaşanan çok önemli bir çatallanma var, ve bu çatallanma aslında bize önümüzdeki bitcoin çatallanmalarında yaşanabilecekler açısından çok önemli fikirler veriyor.

The DAO: Merkezsiz, otonom bir organizasyon

Ethereum’un olayı yalnızca bir para birimi olmaması, aynı zamanda bir sanal bilgisayar olarak çalışabilmesidir. Bu sayede Ethereum ile birçok finansal işlemi otomatik olarak yürütebilmek mümkündür.

The DAO’da, Ethereum’un bu özelliğinden yararlanarak tamamen merkezsiz ve otonom bir organizasyon oluşturmayı hedefliyordu. Yani insanlar paralarını bir sanal bilgisayara gönderecekler, bu sanal bilgisayarın ne yapacağı üzerinde paraları nispetinde söz sahibi olacaklardı. Sanal bilgisayar da oluşturulan bu fon ile artık insanlara borç mu veriyor, hisse senedi mi basıyor, tahvil mi oluşturuyor, ne gerekiyorsa yapabilecekti. Yani içinde memurların çalışmadığı, devlete vergi ödemeyen, üstelik soyulamayan “ideal” bir banka oluşturulmuş olacaktı.

Lakin işler istendiği gibi gitmedi. Bir hacker, DAO’nun kodunda bazı açıklıklar bularak 3,6 milyon ETH çaldı. (O zamanın parasıyla 60 milyon dolar, şimdinin parasıyla ben diyim Ağrı siz diyin Everest.) Tabii bu durum hem ethereum’un, hem de genel olarak tüm kripto para birimlerinin güvenilirliğine ciddi bir gölge düşürmüş oldu. Bunun üzerine sivilceli Vitalik abimizin önderliğinde Ethereum Foundation yetkilileri derhal toplandılar.

Vitalik Buterin (Ethereum’un Kurucusu olan genç arkadaşımız) Bu noktada kendisini anmadan geçemedim.

Toplantıdan, Ethereum’u hard fork yöntemiyle güncelleme kararı çıktı. Yani DAO’nun soyulmasından önceki sayfaya giderek, işlemlere oradan devam edelim dediler.

Ancak sene artık 2010 değildi, ve herkes onları dinlemedi. Ethereum Foundation içerisindeki başka bir grup, bu yapılanın ethereum’un felsefesine son derece aykırı olduğunu söylüyorlardı. Onlara göre, bu paranın çalınmış olması da oyunun kuralları içerisindeydi. Bir yandan da haklıydılar, çünkü aslında olayda Ethereum’un hiç bir suçu yoktu. Paraları çalan hacker, güvenlik açığını Ethereum’da bulmamıştı. Hatalı olan the DAO’nun kodlarıydı ve hacker bu kodlardan yararlanarak çalmıştı paraları. Dolayısıyla olay DAO’nun suçuydu ve sorumluluğu üstlenmesi, insanlara paralarını nasıl geri vereceklerini düşünmesi gerekenler DAO’yu kodlayan yazılımcılardı. (Aslında bir insan değil, sanal bir bilgisayar olan the DAO’nun bu konudaki kendi fikri nedir, ben asıl onu merak ediyorum. Ve bir gün bunu öğrenebileceğimizi düşünüyorum.)

İşte bu ikinci grup da, “kusura bakmayın, sizin paraları çaldırmış olmanız bizi ilgilendirmiyor, biz eski defterden devam ediyoruz kayıtlara” diyerek, işlemci gücünün daha küçük bir kısmına sahip oldukları halde eski zincir üzerinde kayıt tutmaya devam ettiler. Yeni oluşan “güncellenmiş” kaydın işlemci gücü daha fazla olduğu için “Ethereum” ismini kullanmaya onlar hak kazandı. Aslında eski kaydı hiç bozmadan devam eden ekip ise “Ethereum Classic” ismini aldı. (Tabii aslında bunun böyle olmaması, güncellemeyi yapanların yeni bir isim alması gerekiyordu denebilir. Bu noktada kripto para borsalarının da ciddi etkileri  ve söz hakları var, ama burada kitap değil blog postu yazıyorum, dolayısıyla o kadarını da sonra anlatmak zorundayım.)

İkinci bölümde, bitcoin’in bu yaz yaşanan yumuşak çatalını (Segwit) ve yaşanması halen muhtemel olan sert çatalı (Segwit2x) anlatacağız.

7 gündür yazmayayım dedim, 7 bin olmuşuz.

BTC fiyatı hızla artmaya devam ediyor. 2013/2017 arasındaki vadi yapılanmasını bir daha gerçekleştirmesini beklemiyor değilim. Ama yine de, o zamana kadar (belki de çok uzun bir zaman, hatta belki hep) yükselmeye devam edecek.

Geçen hafta şu yazımda size demiştim ki, bitcoin’e erken yatırımcı olarak katılmak istiyorsanız gidin şimdi alın. Uzatmayın, tereddüte kapılmayın. Gidin Bitcoin alın.

 

Bakalım beni dinleyenler neler kazandılar?

Beni dinleyen arkadaşlarımın iyimser bir tahminle bu işe 5000 TL yatırdıklarını hesap edelim. Ben o yazıyı 13 Ekim günü yazmışım. Ben yazıyı yazdığımda BTC 5800 dolardı. Beni dinleyip akşam iş çıkışında alım yaptığınızı varsayalım:

13 Ekim Dolar/TL kuru: 3,6544

13 Ekim BTCUSD kuru: 5636,8

13 Ekim akşamı 5000 TL ile alabileceğiniz BTC: 0,24272879

Bugün (02.11.2017) BTCUSD kuru (şu anda): 7030,8

Bugün Dolar/TL kuru: 3,8175

13 Ekim akşamı 5000 TL ile alacağınız bitcoin’in bugünkü değeri:

6514,85 TL.

Yani beni dinleyip bitcoin’e yatırım yapmış olsaydınız, geçen yazımda 5000 TL koyup bu yazımda 6514,85 TL almış olacaktınız. Bunu bedavaya anlattım size üstelik.

Peki şimdi ne yapmalıyız?

Bana soracak olursanız, hala geç değil. Bitcoin fiyatı buralardan bir yerlerden dönebilir. Bilhassa 7000’lerde oturması çok önemli. Ama artık iki şeyi gördük:

  1. Bitcoin fiyatı artık sağdan soldan gelen yalandan “yasak” dalgaları ile sarsılmıyor.
  2. Bitcoin fiyatı artık sağdan soldan gelen yalandan “çatal” dalgaları ile sarsılmıyor.

Dolayısıyla bence hala bitcoin almanın tam zamanı. Ben alır mıydım, hayır. Çünkü ben 2013’ten beri madencilik yapıyorum, bundan sonra da öyle yapacağım. Bitcoin alıp kenara atmak yerine neden madencilik yaptığımı daha önceki yazılarımda anlatmıştım.

Son olarak:
  1. Yazdıklarım yatırım tavsiyesi değil, akıl fikir tavsiyesidir. Bitcoin konusunda size yatırım tavsiyesinde bulunabilecek yetkinlikte/lisanslı kişiler zaten bulunmamaktadır. Herkesin aklı kendinedir.
  2. Bitcoin’in çatallanması son derece sağlıklı ve birçok durumda gerekli bir eylem olmakla birlikte, bitcoin gold büyük bir kepazeliktir. Bir dahaki yazımda size bitcoin gold’u anlatacağım.

Bitcoin ile Vadeli Çeklerin Ne Kadar Alakası Var?

Linkedin’de dolaşırken, blok zincirini yeni fark etmiş bir arkadaşımın paylaştığı şu makaleyi gördüm. Makalenin başlığı çok iddialı ve sansasyonel olsa da, içeriği gerçekten mantıklı bir şeyler anlatıyor.

Türkiye’de gerçekten de “vadeli çek” denen bir olgu var. Bu olguya göre ortada var olmayan bir parayı siz basıyorsunuz, arkasına da damganızı basıyorsunuz. Yani bu damga, sizin bu var olmayan parayı üretme, icabında çıkarıp ödeme gücünüzün bir ifadesi oluyor.

Yazının içeriğinde Cemil Bey, bir çekin arkasında adeta bir blok zinciri gibi sıra sıra uzanan imza ve kaşelerden bahsetmiş. Bunları da bugünkü blockchain’e benzetmiş. Evet birebir aynı şey tabii ki değiller, ama yine de okuyunca çok mantıklı bulduğumu belirtmek durumundayım.

“Gerçek para” gerçek mi?

Şimdi makaleyi bir kenara bırakıp, bir saniye düşünmenizi istiyorum: Sizce gerçek para gerçek mi? Ben hemen cevabınızı vereyim: Hayır. Para dediğiniz şey zaten tam olarak devletin bastığı bir nottur. Bankanın bastığı not, yani “banknot” deriz bu yüzden.

Bakınız, İngiliz parası: Koskoca İngiltere kraliçesi, paranın üzerinde, “bu kağıdı getirene şu kadar ödeme yapacağıma söz veriyorum” der. İnsanlar da bu söze güvenip, kağıt parayı kullanırlar. Yani ortada bir para falan yoktur. Karşılığının olmasına da gerek yoktur. O paranın karşılığı kraliçenin sözüdür. Kraliçenin gücü, güveni, donanması ve şovalyelerin kılıcıdır o paranın karşılığı.

İngiliz parası ve Kraliçe’nin verdiği söz.

Bu arada teknik olarak şu kadar shilling bu kadar penny eder, o kadar penny de bu kadar pound eder şeklinde, bu birimlerin altın/gümüş/bakır ile ağırlık cinsinden de bağlantısı vardır. O yüzden zaten 1 pound aynı zamanda bir ağırlık ölçü birimidir, ama inanın önemli olan kısım teknik kısmı değil. Zaten hiç biriniz de İngiliz parasını alınca dur bakayım bugün gümüşün gramı kaç para olmuş, bu kadar parayla o kadar gümüş alınıyor mu diye bakmıyorsunuz artık.

En Karşılıklı Para: Bitcoin

İşte bitcoin bu yüzden bugünün Magna Carta’sı, bugünün Kanun-i Esasi’si, bugünün matbaası, bugünün internetidir. İşte bitcoin bu yüzden devrimdir, hem de dev bir devrimdir. Bitcoin’in karşılığı kraliçenin sözü veya kasadaki altınlar falan değildir. Bitcoin’in karşılığı sensin. Bitcoin’in karşılığı Çin’deki bitcoin madencilerinin sahip oldukları işlemci gücüdür, İstanbul’daki teknoloji dergisi yazarının emeğidir, Venezüela’da parasının erimesini istemeyen esnafın Amazon’dan satın aldığı tuvalet kağıdıdır, Rusya’daki sivilceli votkacı hacker’ın bilgisayar başında bozduğu gözleridir. Bitcoin’in karşılığı benim.

Bitcoin bir anayasa değil, bir bağımsızlık bildirgesidir. Karşılıklı bir sözleşme değil, hayatın akışının doğal ve geri döndürülemez bir sonucudur. Bitcoin demek 3-d yazıcılar demektir, kendini süren arabalar demektir. Bitcoin yerçekimidir. Yerçekimi ile savaşamazsınız.

Bitcoin’in teknolojisi çok eski ve bu nedenle günümüzdeki bazı ihtiyaçlara tam olarak cevap veremiyor. Ancak bu durumdan yararlanmaya çalışan bazı uyanık eski kafalı eski dünya düzeni efendileri, (IMF, RippleNet vb.) hâlâ kendi coinlerini yapmak, bu işi şirketlerine bağlamak peşindeler.

Bitcoin’in doğası gereği bir şirkete bağlı olmasına falan gerek yok. Ayrıca bağlı olmasının bir faydası da yok. O yüzden şimdiden sizleri uyandırayım: IMFCoin’in tutma ihtimali falan da yok. IMFCoin’in tutma ihtimali, CD’ler ilk çıktığında ortaya çıkan, eski kaset firmalarının son bir denemesi olan dijital tabanlı kasetlerin tutma ihtimali ile aynı.

Bir sonraki yazımda sizlere, kripto para birimlerinden ve blok zinciri teknolojisinden kendilerine pay çıkartmaya çalışan IMFCoin benzeri oluşumların neden tutmayacağını anlatacağım.

O zamana kadar Cemil Bey gibi bu işi gerçekten anlamış insanları okumanızı öneriyorum.

Zamanında Bitcoin Alsaydım: Şimdi Tam Zamanı!

Ortalıkta sık sık duyuyoruz: “Zamanında Bitcoin alsaydım keşke, ama artık geç kaldım” diye sızlanıyorlar insanlar. Ancak durum aslında hiç öyle değil, bundan çok daha karışık. Gelin her zamanki gibi bitcoinden ve biraz da bitcoin hayıflanıcılarından bahsedelim.

Zamanında Alsaydınız Bir Şey Değişir Miydi?

Bilhassa sözlüklerde, “ben bitcoin’i 2011 yılında duymuştum, 2013 yılında neredeyse alıyordum ama alamadım vah tüh” diye gezenleri gördüğümde içimden üzülerek gülüyorum. Çünkü bir dönem USDTRY grafiği altında da aynı muhabbetler sürekli yapılıyordu. Ancak bitcoin hiç dolar/tl paritesine benzemiyor. Çünkü 2013 yılında bitcoin 1000 dolara doğru koşarken namı da alıp yürümüştü. Siz de muhtemelen o dönem öğrendiniz ne olduğunu, ve almadınız. İyi ki de almadınız. Zira 2013 sonunda 1000 dolar civarından bitcoin almış olsaydınız sizi bekleyen grafik tam olarak şuydu:

 

BTC fiyatı 4 sene boyunca aynı yeri bulmadı.

O çektiğim çizgiye iyi bakın. Siz 2013’ün ola ki başında, bitcoin 250 dolar ederken almış olsaydınız bile, 2013 sonunda 1000 dolar ederken satmış olacaktınız. Hadi diyelim satmadınız, 1000 dolarlık zirveyi kaçırmış olacaktınız ve 2014’te 500 dolar seviyesinden satmış olacaktınız. Daha da dayanabilseniz bile, 2015 sonlarına doğru 300 dolar seviyesinden “ne güzel kâr ettim” diye satacaktınız.

Yani 3 dolarken bitcoin alıp, sonra onu unutup, ileride zengin olma fikri diye bir şey için artık çok ama çok geç. Siz o zamanlara yetişemediniz. Zaten yetişemezdiniz de, çünkü Bitcoin o zamanlar monopoly parası gibi bir şeydi. Monopoly parasına yatırım yapacak çılgınlar bırakın da biraz meyvesini yesinler yani.

Bugün Bitcoin 5800 Dolar

Bugün Bitcoin yaklaşık 5800 dolar. Fiyat tartışmayı yapmayı çok sevmiyorum, ama çok yakın bir zamanda önce 6 binleri, sonra da 7 binleri göreceğiz muhtemelen. Yatırım tavsiyesi değil, akıl fikir tavsiyesi veriyorum. O yüzden hesabınızı kendiniz yapın. Benim derdim, kendinizi bitcoin zengini olmayı ucu ucuna kaçırmış şanssızlar zannediyor oluşunuz.

Örnek Verelim, İyice Anlaşılsın:

Sevgili arkadaşım, sen Bitcoin’i duyduğunda fiyatı en iyi ihtimalle 500 dolardı. Yine en iyimser tahminle o zamanlar senin maaşın 2500 TL idi. O zamanın USDTRY kuru ise 2,01 idi. Yine en iyi ihtimalle bütün bir aylık maaşını “alıp unutmak üzere” geleceğini hiç bilmediğin bir yatırım aracına bağladığını varsayıyorum. (Ki o zamanlar bitcoin’e bir yatırım aracı değil, deep web’in yasadışı para birimi olarak bakılıyordu. Ama olsun, en iyimser haliyle bir tahmin yürütüyoruz.)

O zaman alabileceğin dolar: 1243,78

O zaman alabileceğin Bitcoin: 2,486

Bugün BTCTRY fiyatı: 20550 TL

O zaman bitcoin alıp unutmayı başarmış olabilseydin şimdi elinde olacak olan para: 51087,3 TL

Yani sevgili dostum, imkânsızı başarıp 2013’ün 21 Kasım gününde tüm maaşınla bitcoin almış olsaydın bile, şimdi haberlerde gördüğün “zamanında harçlığıyla bitcoin aldı, şimdi Taylor Swift ile uzaya gidiyor” haberlerindeki gençlerden biri sen olmayacaktın. Porsche falan da alamayacaktın. Tabii ki yine de çok çılgın bir yatırım yapmış olacaktın, dolayısıyla belki şu arabayı alabilirdin:

Bitcoin’in erken yatırımcıları şimdi manyak zengin olmuşlar.

Gerçi bu arabayı da alamazdın, çünkü BTCTürk’e deli gibi bir komisyon ödeyecektin. Ayrıca paran da BTCTürk’ün cüzdanında duracaktı. BTCTürk’ün satın alınan bitcoinler için uyguladığı karşılık oranı nedir, bankalardan daha mı yüksektir yoksa çook daha düşük müdür merak ediyorum. Ama bunun konumuzla -şimdilik- ilgisi yok.

Sonuç olarak şöyle özetleyelim:

  1. Zamanında Bitcoin alsaydınız da şimdi zengin falan olmayacaktınız. Muhtemelen 3 kuruşunuzu 4 kuruş yaptığınız anda, hatta belki 2,5 kuruşa indiğinizde çoktan satmış olacaktınız.
  2. Dedenizin de Kadıköy’den arsa alma imkânı falan yoktu. İstanbul’da arsa almak o zaman da pahalıydı.
  3. Bitcoin almak istiyorsanız, ya da İstanbul’dan arsa bulduysanız hiç düşünmeyin, hiç uzatmayın. Hemen şimdi gidip alın. Sonra boşuna hayıflanmayın.

 

Bitcoin fiyatı tarihi zirveleri görmüşken, bitmeyen bitcoin zırvalarına değinmeden geçmek olmazdı sevgili okuyucularım.

Bir sonraki yazıda sizlere, Türkiye’de nadir bulunan, bu işi gerçekten anlamış olan çok değerli birinden bahsedeceğim: Cemil Şinasi Türün (ve vadeli çekler ile blok zincirinin eşsiz benzerliği)

Benim Satoshi Adayım: Hal Finney

İnternetteki haberlere, bilhassa da güzide Türk basını tarafından yapılan haberlere bakarsanız, Satoshi Nakamoto bir bilgisayar korsanı, bir hacker, dev bir çılgın ve koca bir şapşal. Ancak gerçek bundan çok uzak. Satoshi Nakamoto’nun kim olduğunu bilmiyoruz, ancak 2013’ten önce de Bitcointalk forumlarını takip edenler onun gerçek bir kişi olduğunu biliyorlar. Çok büyük bir ihtimalle de Satoshi Nakamoto tek bir kişi. O yüzden de kendisi için “anonim” değil, “psödonim” yani bir nevi “mahlas sahibi” deniyor.

Bir kere öncelikle Satoshi’nin neden bu işi mahlas altında yaptığına iyi bakmamız lazım: Siz olaya 2017 kafasıyla bakarsanız, Satoshi’nin neden Bitcoin’i kendi ismi ile ortaya çıkartmadığını sorgular durursunuz. Ancak Satoshi bunu yaptığında bundan yıllar, yıllar önceydi. Ve Bitcoin’in bu kadar önemli olacağına neredeyse kimse ihtimal dahi vermiyordu.

Mesela Bitcoin’in çatallanması olayı yıllardır konuşulur durur. Bugünkü Core developlerlar ise çatallanmalara şiddetle karşı çıkıyorlar. Bize unutturmak istedikleri şey ise Satoshi’nin bizzat kendisi tarafından dahi Bitcoin blok zincirinin çatallanmış olduğu. Hatta Litecoin bile ilk kurulduğunda Bitcoin Core programının bir çatalıydı.

Velhasıl, gelelim Hal Finney’e.

Bitcoin’in Babası, En Azından Fikir Babası

Hal Finney, tam anlamıyla bir kriptografi aktivistiydi. 1981’de California Institute of Technology’den mezun olduktan bir süre sonra PGP şirketinde işe girdi, ve emekli olana kadar da orada çalıştı.

PGP şirketi, Pretty Good Privacy adlı yazılımı ile dünyada bir ilki gerçekleştiriyordu: Açık anahtarlı şifreleme sistemi artık herkes tarafından kullanılabiliyordu. Bu da, inernetteki mesaj panolarında kimin neyi yazdığının takibinden tutun, bankacılık sistemine kadar her şeyi değiştirebilecek bir kriptografik yenilikti. Üstelik, şirket bu yüzden çok ciddi suçlamalarla yargılandı. Zira o dönemin kanunlarına göre 40 bit ve üzeri boyutta anahtar kullanılan kriptografik sistemler, “mühimmat” sayılıyordu. PGP ise 128 bit anahtarları destekliyordu, ve bu durum “izinsiz mühimmat ihracatı” anlamına geliyordu. Şirket, bu kuralı aşmak için yine dev bir inovasyonu gerçekleştirdi: Yazılımın kodları bir kitap olarak basıldı, ifade hürriyeti altında bu kitap MIT yayınları tarafından yayınlandı ve böylece yazılım herkese ulaştı.

Sene 2004 olduğunda ise Hal Finney bugünkü Bitcoin’in babası sayılabilecek, çok “baba” bir yazılım üretti. Yazılımın ismi RPOW, yani “Reusable Proof of Work” idi. Buna göre insanlar SHA-1 algoritmasına göre kriptografik çözümlemeler yaparak, belirli bir işlemci gücünü kullandıklarını kesin olarak kanıtlayabiliyorlardı. Bu kanıtları daha sonra çeşitli amaçlarla kullanmak mümkündü. O dönem internette çok fazla gereksiz e-posta olduğundan herkes şikayetçiydi ve bunun önüne geçilmesi için e-postalara bir mikro ödeme sistemi eklemenin gerekli olabileceği düşünülüyordu. (Hatta bir dönem Microsoft bile bunu savunmuştu.) Hal Finney de RPOW’un ürettiği işlemci gücü kanıtlarının bu iş için kullanılabileceğini düşünmüş, bunlara “elektronik pul” adını vermişti.

Reusable Proofs of Work – RPOW

RPOW sistemi, bugünkü Bitcoin’in madencilik sistemine inanılmaz derecede benzerlik gösterir. Bitcoin’de de madencilik aynen bu şekilde yapılır. Yani;

  • Bir işlemci, SHA-256 algoritmasına göre, blok zincirinin bir sonraki halkasını bulmak için çalışır.
  • Üretilen Proof-of-Work’ler yalnızca bir kere kullanılabilir. Dolayısıyla bir paranın iki kere harcanması imkânsızdır.
  • Bir POW’un kaç pul’a veya coin’e tekâbül edeceği, zorluk derecesine göre belirlenir ve zorluk derecesi de değişkendir.

Dolayısıyla, Hal Finney’in Satoshi olup olmadığı belki tartışılır, ama RPOW’un Bitcoin’in babası olduğu tartışılacak gibi değildir.

Bitcoin’in İlk Kullanıcısı

Hal Finney hiçbir zaman Satoshi olduğunu kabul etmemiş, Satoshi’den ayrı bir kişi olarak bahsetmiştir. Ancak Bitcoin blok zinciri üzerinde madencilik yapan ikinci kişinin kendisi olduğu kesindir. 70’inci bloğu kendisi bulmuştur. O zamanki kazım zorluğu 1’di. (Şu anda 1,123,863,285,133’dir.) Üstelik o zamanki blok ödülü 50 BTC idi. (Şimdi 12,5 BTC’dir.) Yani o zamanlar bitcoin üretmek çok ama çok kolaydı. Basit bir CPU ile bile üretilebiliyordu. Ancak Hal Finney, “bilgisayarımı çok ısıtıyordu” diyerek ertesi gün işlemi durdurduğunu söylüyor. Ki bu da anlaşılabilir bir durum, çünkü o zamanlar Bitcoin’in gerçek anlamda bir parasal değeri bulunmuyordu.

Ve bunun ardından, Finney ilk bitcoin alıcısı oldu. Kendi söylediğine göre, bunun ardından Satoshi ile birkaç gün boyunca Bitcoin yazılımı üzerindeki problemleri gidermek için konuştular.

Stanley Kubrick’in 2001 filmindeki sanal zekâlı bilgisayarın ismi de HAL idi.
Bitcoin’in İlk Yatırımcısı

Hal Finney, daha sonra maalesef ALS hastalığına yakalandı. 2013 yılında bitcointalk’a gönderdiği bir mesajda artık felçli olduğunu, ancak program yazmaya devam ettiğini belirtti ve ekledi: Bitcoinlerimi bir offline cüzdana aktardım, ve bu cüzdanı da çocuklarımın erişebileceği bir yere sakladım. İkisi de teknolojiden iyi anlıyorlar, o yüzden onların geleceğinden fazla endişeli değilim.

Finney’in sakladığı cüzdanda ne kadar BTC olduğunu bilmiyoruz. Ancak eğer kendisi Satoshi ise, Satoshi’ye ait cüzdanlarda 1-1,5 milyon BTC bulunduğunu hatırlatayım. Yani eğer bu cüzdanlar duruyorsa, birileri bir gün ortaya çıkıp bütün piyasayı çok rahatlıkla altüst edebilir. Ancak ben, bu bitcoinlerin hususi anahtarlarının ortada olduğunu düşünmüyorum. Büyük ihtimalle bu Bitcoin’ler bir daha geri döndürülemeyecek şekilde kaybedilmiştir.

Son Dönemi

Finney’in son dönemi hastalıkla mücadele içerisinde geçti. Karısının yardımıyla hayatını güçlükle sürdüren Finney, 2014’ün 28 Ağustos’unda hayatını kaybetti. O zamanlar Bitcoin’in fiyatı 400 dolarlar civarındaydı. Bitcoin’in yeniden 1000 doları görmesine yıllar vardı. Hayatı boyunca tüm yeni teknolojileri hızla benimseyen Finney’in bedeni, Alcor Life Extension Foundation tarafından cryonics yöntemi ile dondurularak saklandı. (Kendisinin Bitcoin’leri, bu bedeni uzun bir süre boyunca saklamaya yetecektir.)

Hal Finney’in görüşleri

Bitvergi: Merkez Bankası Çalışma Grubu

Dün hükümete yakın gazetelerde, Merkez Bankası’nın Bitcoin ve blok zinciri teknolojileri ile alakalı bir çalışma grubu oluşturduğuna dair haberler gördük. Tabii konuyu atlama ihtimali bulunmayan Webrazzi de, hemen kendi üslubu ile soslayarak sarı sarı verdi bu haberi bizlere.

Peki acaba bu iş, Türkiye’de resmi otoritelerin Bitcoin ile ilgili ilk çalışması mı? Hayır, asla. Sizlere kısaca bu alandaki önemli çalışmaları şöyle listeleyebilirim:

2013: BDDK’nın İleri Görüşlülüğü

Sene 2013. Bitcoin’in ne olduğunu henüz kimse anlamış değil. O zamanlar Bitcoin’in ne olduğunu çok iyi anlayıp bir de bizlere anlatmayı başarabilen çok az sayıda insan ve kurum var. Bunlardan bir tanesi de çok ilginç biçimde Tamer Şahin.

Tamer Şahin, zamanında Ekşi Sözlük’ün başına bela olmuş, hiç bir şeyi bugün de beğenmeyen ekşi sözlükçülerin o zamanki ağa babalarının hackerlığını beğenmeyip “Lamer” diye dalga geçtiği bir yetkili abimiz. Kendisi Türkiye’nin ilk popüler hackerlarından olup, hack camiasında da bir o kadar tartışmalı biridir.

İşte daha o zamanlar, bu ağabeyimiz, yine o zamanların hükümete yakın kanallarından birine çıkıp Bitcoin’i anlatmış. Bu noktada Kanal 24’e de hakkını teslim etmek lazım tabii ki.

Velhasıl yine aynı sene içerisinde BDDK, bomba gibi bir raporla çıkıverdi ortaya:

25 Kasım 2013 tarihli bildiride BDDK kısaca Bitcoin’den biz mesul değiliz, paranızı kaybederseniz ağlamayın demeye getiriyordu. Raporun aşağıdaki kısmı ise, kripto para yatırımcılarına “cahillik etmemeleri” yönünde halen altın değerinde bir uyarı niteliği taşıyor:

Diğer taraftan, Bitcoin ve benzeri sanal paralar ile gerçekleştirilen işlemlerde tarafların kimliklerinin bilinmemesi, söz konusu sanal paraların yasadışı faaliyetlerde kullanılması için uygun bir ortam yaratmaktadır. Ayrıca Bitcoin, piyasa değerinin aşırı oynak olabilmesi, dijital cüzdanların çalınabilmesi, kaybolabilmesi veya sahiplerinin bilgileri dışında usulsüz olarak kullanılabilmesi gibi risklerin yanı sıra yapılan işlemlerin geri döndürülemez olmasından dolayı operasyonel hatalardan ya da kötü niyetli satıcıların suistimalinden kaynaklı risklere de açıktır.
Böylece BDDK, Bitcoin işlemlerinde halen geçerli olan en önemli tehlikelere parmak basmakla kalmıyor, kripto paraların varlığını da tanımış oluyordu. Lise yıllarında gördüğünüz tarih derslerinden hatırlarsınız: Bir devlet, başka bir devleti düşman olarak dahi görüp onunla bir anlaşma yaparsa, o devleti tanımış sayılır. İşte bu bildirinin en önemli kısmı da buydu. Türkiye Cumhuriyeti, 25 Kasım 2013 itibariyle Bitcoin’i tanımış oluyordu. Dahası, bu bildiri ile birlikte, dünya çapında bir devlet de Bitcoin’i tanımış oluyordu.
Çok değil kısa zaman önce, bir Bitcoin hikayesi yeşermişti ülkemizde. Kolay yoldan zengin olma yalanları söylendikçe, can verdi kalbimizde sessizce.
2013: Türk Coin Şakası

Şimdi öncelikle şunu iyice bir belirtelim: Kripto para birimleri, doğaları gereği merkezsizdir. Bu nedenle belli bir ülkeye ait olmaları gibi bir durum aslında yoktur. Rusya’nın Ethereum’u, Çin’in NEO’yu desteklemesi gibi durumlar, bu devletlerin bu para birimlerini benimsemeleri anlamına gelse de, Ethereum Rusya’nın para birimidir diyemeyiz.

İşin doğasını anlamayan, ya da çok iyi anlayan bazı arkadaşlar 2013 yılı sonunda Türk malı bir coin geliştirme kararı alıp TURKO diye bir coin ürettiler. (Bunu üretmek hiç zor değil, artık birkaç tıklamayla bile üretiliyor)

Bu Turko Coin’i bitcointalk forumlarında ilk kez duyuran evrendede nickli arkadaş Yunanistan’da tam da o dönem patlayan Bitcoin talebini mi görmüştür, acaba bu arkadaş Yunanistan’dan haberler bildiren gazeteci Evren Dede midir, yoksa bu bir isim benzerliği midir, orasını ben de bilemediğimden size bırakıyorum. Ama sonuç olarak 2013 Aralık ayında Türkiye’den veye Türkiyeli birileri de bir kripto para birimi oluşturma şakası yaptı. Bunu sadece bir şaka olarak hatırlamak istiyorum.

2016: SPK’nın Yan Cebi

Tarihler Aralık 2016’yı gösterdiğinde, haberler SPK’dan geldi. Dr. Abdurrahman Çarkacıoğlu tarafından hazırlanan raporda, Bitcoin’den yine temkinli biçimde söz ediliyordu. Ayrıca bu raporu konuya hakim olmayan herkesin mutlaka okumasını öneriyorum, çünkü rapor kripto para birimlerinin çalışma sistemini çok güzel biçimde özetliyor. Ayrıca yine bu rapor ile Bitcoin’in bir Ponzi şeması olmadığı devlet eliyle onaylanmış oluyordu.

Raporun bir başka ifadesi yılların bitmek bilmeyen bir şehir efsanesine çok başarılı bir cevap veriyordu:

Bitcoin’in başlardaki yatırımcılarının çok kazandığı iddiası da tam olarak doğru değildir. Yatırımcıların bir kısmı, o dönemlerde fazla önemsemediklerinden gizli anahtarını kaybetmiş durumdadır, ilk başlarda fazla değerli olmadığından, büyük tutarlar transfere konu olmuştur. Uzun dönemde baktığımızda, bugün Bitcoin satın alanların, yarınların “sisteme erken girenleri” olup olmayacağı da bilinemez.
Tabii bu noktada, bu raporun SPK tarafından resmi olarak sahiplenilmediğini hatırlatalım. SPK için bu rapor yalnızca bir araştırma raporuydu ve yazarının görüşlerini yansıtıyordu. Üstelik raporun başındaki “Kabul ve Onay Sayfası” halen imzasız olarak durmaktadır. Yine de, ben SPK’nın yetkililerinin karşı çıkmalarına rağmen böyle bir raporun yayınlanabileceğine ihtimal vermiyorum. Yani bu rapordaki bilgiler SPK’nın resmi görüşleri olmasa da, olsa olsa yan cebi olabilir.
2017: Merkez Bankası Çalışma Grubu

Ve tüm bunlardan sonra, dünkü haber geldi. Habere göre oluşturulacak çalışma grubuna Maliye Bakanlığı da katılacakmış. Maliye Bakanlığı bir işe katılıyorsa, muhtemelen (kesin) vergilendirme tartışılacaktır.

Devletimizin Bitcoin’i ciddiye alıp bu konuda çalışmalar yürütmesi konusunda çok istekliyim, çok da sevinçliyim. Ama maalesef artık çok umutlu olamıyorum. Yine de 2013’te bu işe izin veren en tepedeki (EN tepedeki) isim(ler) bu işe yine destek olursa, çok ciddi anlamda yol katedebiliriz.

Rusya da Bizden Aşağı Kalmaz Hani

Gün geçmiyor ki kripto para birimleri ile ilgili haberlerde FUD (Korku, belirsizlik ve şüphe) fırtınaları estirilmesin. Tabii ülkelerin çeşitli yetkililerinin eski kafalılıkları, olayı hiç anlamamaları ve 1994 kafasıyla Bitcoin’e yaklaşmaları da bu duruma tuz biber oluyor.

Rusya’nın güzide ve saygıdeğer Ekonomi Bakan Yardımcısı, ülke genelinde kripto para birimleri ile yapılan ödemelerin tümden yasaklanabileceğini, bununla ilgili kararın da bir ay içerisinde verileceğini söylemiş. Haberlere bakarsak ilk anda “Eyvah, Rusya bu işi yasaklarsa Bitcoin’in değeri düşer” diye dehşete kapılabiliriz. Biz dehşete kapıladururken, bitcoin tüccarları da düşük fiyattan alım penceresinin kokusunu almaya başlarlar.

Bitcoin’in yasaklanması teknik olarak mümkün değil. Bakın kimsenin gücü yetmez, yok efendim adama yedirmezler falan gibi tırı-vırı yapmıyorum. Bitcoin’in yasaklanması matematiksel olarak mümkün değildir diyorum. Bu bir iddia değil, matematiksel bir gerçektir. SHA-256 algoritmasına göre matematiksel işlem yapmayı ve bu işlemlerin sonuçlarını ağdaki Bitcoin Node çalıştıran bir bilgisayara göndermeyi yasaklayamadığınız sürece Bitcoin’i yasaklayamazsınız. Yavaşlatabilirsiniz, değersizleştirebilirsiniz, çok ama çok zorlaştırabilirsiniz. Ama ne yaparsanız yapın, dünya üzerindeki son bilgisayarın da fişini çekmedikçe Bitcoin’i yasaklayamazsınız. (Ki o da yetmez, çünkü bugün Bitcoin node’ları uzayda da mevcutlar.)

Ama bir yandan da aslına bakarsanız, kripto para birimleri ile uzun süredir ilgilenen kişiler, bu türden boş beleş çıkışlara son derece alışıklar. Bitcoin’i yasaklamayı bugüne kadar çok ülke denedi, hiçbiri başarılı olamadı. Biz şimdilik sadece Rusya üzerinden gidelim, çünkü bilhassa Çin’deki durumları anlatmak için ayrı bir yazı yazmak gerekiyor.

Rusya, 2014 yılında Bitcoin’e ciddi bir yasak getirmişti.  Bitcoin ile ödeme yapılmasını yasaklamak şöyle dursun, Bitcoin ile ilgili bilgi içeren internet siteleri dahi engellenmişlerdi. Bu yasak 2015’te kalktı.

Ayrı Rusya, 2014 yılında bir kanun tasarısı üzerinde çalışmaya başladı. Tasarı kanunlaşsaydı, Bitcoin ve diğer kripto para birimleri ile ilgili her ama her şey yasaklanacak, illegal aktivite olarak görülecekti. 2016 yılında ekonomi bakanlığı yetkilileri, bu tasarıdan vazgeçildiğini açıkladılar.

Tam da aynı zamanlarda, Rus bankaları blok zinciri teknolojisi üzerinde çalışmak için bir konsorsiyum oluşturmuşlardı. İlginç değil mi? Tabii bu gelişmeleri incelerken bir yandan Ethereum’u da takip etmek gerekiyor.

2017 yılında ise Rusya’nın konut alanlarında madencilik faaliyetlerini yasakladığı ile ilgili haberleri duyduk. Ancak bu haberleri de ASIC teknolojisindeki gelişmelerle birlikte okumak gerekiyor. Rusya’da bugün halen birçok ev sadece elektrik ile ısıtılıyor. Elektrikle ısıtma yapmak için Bitcoin madenciliği çiplerinin kullanılması ise gayet mümkün. Bu çiplerle yapılan hesaplamalar sırasında açığa çıkan ısı, evin veya suyun ısıtmasında kullanıldığında, madencilik tam olarak bedavaya gelmiş oluyor. Bu nedenle de eski teknolojili madencilik cihazlarının kullanılması dahi kârlı olabiliyor.

Ukrayna’dan tam da bu iş için çalışan bir firmayı şuradan görebilirsiniz.

Peki Rusya’nın bu gereksiz çıkışları Bitcoin’e bir zarar verdi mi? Hayır. Bir önceki FUD dalgası Çin’den gelmişti ve Bitcoin’in fiyatı kısa vadeli bir düşüş yaşamıştı. Çünkü fiyat düştüğü anda birçok yatırımcı yeniden alım yaparak fiyatı yükeltmişti. (Bunların başını da JP Morgan çekmişti) Bu sefer ise insanlar zaten fiyat düşüşü olsa bile bunun kısa süreceğini bildiklerinden, ellerindeki Bitcoinleri satmayı düşünmediler.

Türkiye’de de Merkez Bankası bu işle ilgileniyormuş. Hükümete yakın basın kuruluşları bugün bununla ilgili haberleri paylaştılar. Bakalım, çok umutlu değilim ama, gelişmelerle ilgil yorumlarımı paylaşmaya devam edeceğim mutlaka.

Gene Geldi 4100’ler, Gönlümün Efendisi Bitcoinler

Geçen haftalarda Çin hükümeti Bitcoin’in kolay yoldan zengin olma aracı gibi gösterilmesini, insanların ceplerinden boş vaatlerle paralarının tırtıklanmasını önlemek amacıyla, biraz korumacı biraz devletçi bir hamlede bulunmuş ve ICO’ları yasaklamıştı. (ICO’nun ne olduğunu da bilmeyenler için anlatacağım ilerleyen postlarda İnşallah) Bununla yetinmeyen Çin hükümeti, bazı borsaların da yasaklanacağını duyurmuş, daha yasak gelmeden dahi bazı borsalar işlemleri durdurmuştu. Bunun üzerine birçok kerkenez abi, “bitcoin bitmiş” diye söylenip durdular.

He abi aynen, Bitcoin bitmiş.

Aradan zaman geçtikçe bitcoin bir düştü bir yükseldi. Bitcoin’in alternatifi olan bir diğer kripto para birimi Zcash’in en büyük ortaklarından JP Morgan CEO’sunun yaptığı maymunluğu hiç saymıyorum zaten. O hareketi borsada yapsa adamı hapse atarlardı. (Bilmeyenler için anlatalım ne yaptığını: Çıktı, Bitcoin tırı vırıdır, dolandırıcılıktır, balondur, dombilidir, taocudur. Bitcoin diyeni kaşından vururum, üstüne şirketten kovarım gibi şeyler dedi. Bunun üzerine bitcoin yatırımcısı beyaz yakalılar da, mal oldukları için, gidip koşa koşa bitcoinlerini sattılar. Bitcoin fiyatları düşünce de CEO abimiz bir güzel ucuz fiyattan kapattı bitcoinleri.)

Velhasıl, Çin’in hamlesinin yanlış anlaşılmasının üzerine bir de JP Morgan mevzusu eklenince, Bitcoin fiyatı bir güzel düşmeye başladı. En yüksek noktasında 5000 doları gören BTC, bir ara 3000’e doğru uzandı. 3238’di benim gördüğüm en düşük noktada. Daha da düşer diye bekledim almak için, ama düşmedi. Keşke daha da beklemeyip alsaydım. Neyse, bir dahaki panik ortamına alırız artık.

Bitcoin 3200’lerde seyrederken ortamlar “işte bu sefer Eto kesin bitmiş abi” diye gezen, olayın ne olduğunu dahi kavrayamayan akılsız akıllılarla doldu taştı. O zaman da söyledik, şimdi de söylüyoruz: Bitcoin’in fiyatının ne olacağını kimse bilemez. Bugün 4100 olan BTC, yarın 41 dolar da olabilir. Ama blok zinciri teknolojisi bir daha çıkmamak üzere hayatımıza girmiştir. Hoşunuza gitsin veya gitmesin, bunu kabullenmek zorundasınız.

Bugün ise BTC fiyatı 4100 dolarlarda seyrediyor. Bir yandan dolar/TL paritesi de hızla yükseliyor. Bu da Bitcoin yatırımcılarının yüzünü iyice güldürüyor demek.

Yalnız çok rica ediyorum, BTC hızla artıyor diye gaza gelip olmadık işler yapmaya, veya üç kuruş para kazanmayı başardınız diye kolay yoldan zengin olmanın yolunu buldunuz zannetmeye kalkışmayın. Yatırım tavsiyesi değildir, akıl fikir tavsiyesidir.

Yarın size Abdurrahman Dilipak ağabeyden bahsedeceğim, bekleyin.

Bahreyn’den Bitcoin’e Yeşil Işık

Evet yanlış duymadınız, Bahreyn.

Ülkemizde yasaklı olan Wikipedia’ya göre kişi başına düşen milli gelir bakımından dünyanın 13. ülkesi Bahreyn. Bu durumda insanın “paradan Bahreyn anlamasın da kim anlasın?” diye sorası geliyor. Nitekim tam da buna paralel bir gelişme yaşandı dün:

Bahreyn’in Ekonomik Gelişme Kurulunun başkanı olan Khalid Al-Rumaini adlı yetkili abi, “Bitcoin’e açığız.” demiş.

Ülkenin başkenti olan Manama’da yapılan MIT (Massachusetts Institute of Technology) İnovasyon Forumu’nda söylemiş bunu da. “Kurallardan arındırılmış bir alanda kontrollü denemeler yapmak, ülkemiz için bu işin doğru yolu olacaktır.” diye de eklemiş.

Bakınız sayın başkan bitcoin’i düzenleyelim dememiş. IMF göreve dememiş. Bu işten nasıl vergi alırız, hiç herkes kafasına göre bitcoin kullanabilir mi, olmaz öyle şey falan dememiş. Naci Ağbal’a duyurulur.

Yetinmemiş bu paradan anlamayan Arap abi, bi de şöyle demiş:

Blok zinciri teknolojisinin ülke genelinde kullanıma girmesi, Bahreyn’in bu alanda bir öncü olmasını sağlayacak çok önemli bir fırsattır. Blok zinciri teknolojisi iş dünyası için geçmişte internet ve e-postanın açtığı gibi birçok yeni kapı açacak bir teknoloji.

Yani aslına bakarsanız, Bahreyn’in yetkilileri bizim çok ilerimizde duruyorlar. Ama bu iş eskiden beri böyle değildi. 2013’te, dünya Bitcoin’e gülüp geçmek için bile vakit ayırmazken, Türkiye’de resmi otoriteler Bitcoin’in ne olduğunu gayet iyi biliyorlardı. BDDK’nın yayınladığı Bitcoin bildirisi, dünyada resmi otoritelerin kripto para birimlerini ciddiye almasının ilk örneklerinden biriydi. Üstelik tahmin edilenin aksine yasaklayıcı veya engelleyici değil, sadece koruyucu bir tavır takınılıyordu.

Peki size dünyada açılan ikinci Bitcoin ATM’si Atatürk Havaalanı’nda açılmıştı desem? 2013’ün soğuk bir kış gününde şu haberi okuduğum zaman “bu sefer oldu” diye sevinmiştim. Bu sefer oldu, Türkiye bu treni tam da zamanında yakaladı diye sevinmiştim.

Peki sonra ne oldu? Neden Türkiye Bitcoin ve blok zinciri alanında önde gelen ülkelerden biriyken birdenbire geri kaldı? Hangi “gizli el” veya hangi “üst akıl” bu işi engelledi? Yoksa yine kendi ayağımıza mı kurşun sıktık, kendi kendimizi mi geri bıraktık? Burasının cevabını ben bilmiyorum.

Naci Ağbal biliyordur inşallah. Kendisine saygılar sunuyor, çalışmalarında başarılar diliyorum. Yalnız Bitcoin konusunda daha bilgili insanlarla çalışması gerekiyor. Ben kendisine seve seve yardımcı olabilirim.