Ortaklaşa Madencilik Yapmış Olsaydık

Şuradaki yazımda, teorik bir ortak madencilik makinesini anlatmıştım sizlere. Tabii o makinenin işlem gücü (ve elektrik tüketimi) oldukça düşük, ev içerisinde rahatlıkla bulundurulabilecek bir makine. Ancak buna rağmen anakart ayarları, bios kurulumu, bozuk çıkan pci express riser’lar derken bu tür makinelerin kurulumları oldukça zor olabiliyor.

Her ekran kartının kendine ait bir overclock kapasitesi ve soğutma başarısı var. Bunları bulana kadar sistem sık sık kilitleniyor. Ayrıca Windows 10’da gelen anniversary update ile 6 ekran kartı desteğinde epey bir sorun çıkıyor. Bunu çözmek için önce tüm driverları özel bir yazılım ile silip sonra update’i de update etmek gerekiyor.

Display Driver Uninstaller: Madencinin kara gün dostu. (Refli linki yoktur boşuna aramayınız beleşçiler)

Ayrıca ülkemizin online satıcıları sağolsunlar, öyle 6 tane ekran kartını “şak” diye almak mümkün olmuyor. Alınan siparişler ekranında 6 tane ekran kartını gören N11.com satıcısı, beleş satoşi kazandıran refli link görmüş masum ekşi sözlükçü gibi oluyor. Birden gözleri dolar işaretine dönüşüyor, “siparişleriniz teknik bir nedenle gönderilememektedir” yalanını basıyor. Ama siparişinizi de iptal etmiyor ki, kendisi eksi puan almasın. Mecburen siz iptal ediyorsunuz, üç gün de bankanın kredi kartınıza ilgili tutarı iade etmesini bekliyorsunuz. Ölme eşeğim ölme dedirten bu duruma N11.com yöneticileri de çekirdek çitleyerek çanak tutuyorlar. İşte öyle kaliteli bir e-ticaret ortamımız var.

Ben Youtube’a Giriyorum, Siz de Girin!

Ekran kartlarını aldınız, Windows’un güncellemelerini güncellediniz, denetlemeyi bal gibi denetlediniz diyelim. Artık hazırsınız, ama o kadar da kolay değil. Zaman zaman resmi olmayan yollardan bitcointalk forumlarını yasaklayan ISP’lerimiz, (böyle bir yasak resmiyette yok, ama nedense hiç açılamıyor o bitcointalk) Nicehash’in anlık veri sağlayan sunucularını da blokluyorlar. Teknik olarak madenciliği yasaklamaları pek mümkün değil, (stratum protokolünü komple trafiğe kapatsalar bile TCP üzerinden madencilik mümkün) ama Nicehash’in anlık madencilik piyasası verilerini blokladığınız zaman sistem o an hangi pool’da kazım yapacağını bilemiyor ve dolayısıyla ekran kartlarınız faaliyete geçemiyor. Ayrıca, sizin lokal hash değeriniz ile havuza yansıyan gerçek hash değeriniz arasında her zaman biraz fark oluyor ve bu farkın azalması için ping değerinizi düşürmenizde fayda var. Dolayısıyla adam gibi madencilik yapmak istiyorsanız, mutlaka kaliteli bir VPN kullanmanız lazım. Ayrıca nedendir bilinmez, (!) VPN’i açtığınız anda bitcointalk da şakır şakır açılmaya başlıyor.

Çin Pazarı İle Rekabet

Ama her şey de yukarıda anlattığım gibi kötü gitmiyor tabii. Siz makineyi adamakıllı çalıştırmayı başarınca, makine gayet güzel işliyor. Çünkü geçtiğimiz ay Çin, bazı madencilerin ülke içerisinde çalışamamalarını sağlayacak bazı düzenlemelerde bulundu.

Bunu bizim muhterem basınımız yine “Çin madencileri hem yasakladı, hem dövdü, hem de kalplerini kırdı” diye görmeyi başardı, ama olay tam olarak öyle değil tabii. Zaten basının yazdığı hiç bir şey tam olarak öyle değil, burada da bir istisna yok.

Çin’de madencilik yapmak ilk başlarda çok mantıklıydı çünkü Çin hükümeti eski ve atıl durumda bulunan hidroelektrik santrallerin yakınında ve başka birçok stratejik noktada çok ucuz (hatta bazen efektif olarak bedava) fiyatlarla elektrik sağlıyordu. Ancak madenciler de sağolsunlar ekran kartı stoklarını sömürüp ilik kemik ne varsa kuruttukları gibi Çin’deki bu fazla barajları da tabiri caizse (bitcoin caiz değilse tabiri de caiz olmayabilir) kuruttular. Bunun üzerine Çin, bu adamları enerji tarifelerini yükseltme yönünde uyardı. Yani normal elektrik 40 kuruş ise, size 140 kuruştan veririz. O yüzden siz yavaş yavaş toparlanın demeye getirdiler. Bunun üzerine birçok büyük madenci de kendine yer aramaya başladı.

Bizi ilgilendiren kısmı ise şu: Bu sayede ortamdaki toplam hash gücü düştü ve dolayısıyla bizim elimizdeki hash gücünün değeri arttı. Makine tıkır tıkır para yazmaya başladı. Madenciler memnun, madenciler hep mutlu.

Ekran Kartı Piyasası

Şu anda piyasada resmen ekran kartı kıtlığı yaşanıyor. Bizim aldığımız ekran kartlarının fiyatı yaklaşık olarak %15 artış gösterdi. Ayrıca bu kartların ikinci ellerini bulmanız da mümkün değil. Dolayısıyla sadece BTC bazında değil, ekran kartı bazında da kazançlı olduk. Bu iş bu şekilde sürdürülebilir midir, onu pek zannetmiyorum.

Sonuca Gelelim: Ne Kazandık?

Bütün bunların sonucunda, makinemizin toplam çalıştığı süre 18 gün oldu. Bakalım 18 günde makinemiz neler yaptı:

 

Yani kısacası, önceki yazımızda anlattığımız gibi, yatırımcılar koydukları paranın TL bazında yaklaşık %11’ini ilk ay geri aldılar. Üstelik bu olurken BTC neredeyse yarı yarıya, ETH ise %30’luk bir düşüş gösterdi. Yani yatırımcılar ethereumlarını bozdurmak için tekrar eski günlerine dönmesini beklerlerse, ilk ayın geri dönüş oranı %15’leri buluyor.

Tabii yine bir not düşelim: Bütün bunlar teoriktir, gerçekte böyle bir şey yoktur. Olsaydı iyi olurdu kesin.

Türkiye, Dünyanın İlk Kripto Para Temelli İthalatçısı Oldu

Merhabalar, yoksa siz hâlâ “btc düştü çok düştü daha düşmez dedik gene düştü tırıvırı” diye gezen, bu işi bir kolay yoldan zengin olma aracı zanneden çiftçi-bankacılardan mısınız? Yoksa siz hâlâ, “btc caiz değil, vergisi de yok bi kere, ayrıca bizzat bakan kullanmadıkça alınması çok ayıp” diye olayı anlayamayanlardan mısınız?

Rica ediyorum, takılmayın böyle şeylere. Geleceğe hoş geldiniz. Türkiye, yine bir ilk oldu. Sizlere şu yazımda, Türkiye’nin taaa 2013 yılında dünyada ilk kripto para ATM’sine sahip ülke olduğunu, her ne kadar bu ATM’yi özel bir şirket kurmuş olsa da, böylesine önemli bir işin tepedekilere, daha doğrusu en tepedeki kişiye sorulmadan yapılmasının Türkiye’de imkânsız olduğunu anlatmıştım.

Şimdi ise, Türkiye yine bir ilki gerçekleştirdi. O zaman işin içinde Travelersbox adlı minik (ve bugün internet sitesi bile kapanmış olan) Amerikalı bir startup vardı. Şimdi ise “Prime Shipping Foundation” adıyla Ruslar var.

Rusya’dan Türkiye’ye satılan 3000 ton buğdayın ödemesi kripto para ile gerçekleştirildi. Evet, böylece Türkiye ve Rusya, dünyada ilk kez ciddi ve legal bir uluslararası ticareti kripto para üzerinden gerçekleştirmiş oldular. Prime Shipping’in tipi bile Putin’e benzeyen patronu ise, uluslararası ticaret için blockchain’in getireceği devrimsel yeniliklere inanan, kendi deyimiyle “blockchain sevdalısı” bir ağabeyimiz.

Aylardır, yıllardır sizlere ne bitcoin’in ne de diğer kripto paraların birer kolay yoldan para kazanma aracı olmadıklarını, bu işi bir at yarışı zannetmemeniz gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Ama kimsenin de anladığını zannetmiyorum. Daha önce de söyledim, bir daha söyleyeyim: Kripto paraları zamanında yaşanan lale çılgınlığına benzetenler kısmen haklılar. Ancak lale çılgınlığı bitince kaybedenler, üç beş lale soğanına dünyanın parasını verip kendilerinden daha büyük kerizlere (greater fool theory) satmaya çalışan uyanıklar oldular. Lale çılgınlığı bitti diye bahçıvanlar, seracılar, gübreciler, bahçeciler bir şey kaybetmediler. Bilakis, Hollanda bugün dünyanın en büyük çiçekçisidir.

Peki şimdi size soruyorum: Bu işlem için kullanılan ve ismi açıklanmayan, ancak BTC “olmadığı” özellikle vurgulanan kripto para biriminin Ethereum olduğunu anlamak için Einstein olmaya gerek var mı?

Ve daha önemlisini soruyorum: İki ülkedeki üst düzey, daha doğrusu en üst düzey yöneticilerin de onayı olmadan, böylesine önemli bir iş yapılmış olabilir mi?

Bitcoin Çatalı Nedir?

Bitcoin’in çatallanmasını anlatmak için tek bir yazı yetmez. Dolayısıyla bu yazı dizisi iki bölümden oluşacaktır.

Bitcoin’in çatallanmasını (forking) anlamak için öncelikle bitcoin’in bir para meselesi değil, bir matematik ve bilgisayar meselesi olduğu günlere geri dönmemizde fayda var.

Forking, yani çatallanma aslında açık kaynak kodlu yazılımlar dünyasından aşina olduğumuz bir kavram. Bir yazılımın açık kaynak kodlu olması, birden fazla geliştiricinin veya grubun aynı anda tek bir proje üzerinde farklı katkılarda bulunmasına izin veriyor.

Mesela, meşhur bir ofis yazılımı olan OpenOffice.org’u düşünelim. Libreoffice ve NEO Office yazılımları, bu yazılımdan çatallanmış kopyalardır, ve başka birer ekip tarafından yürütülürler. Kaldı ki, Openoffice.org da zamanında Staroffice adlı yazılımdan çatallanmıştır. Daha sonraki yıllarda Staroffice ile Openoffice.org tekrar birleşmiştir. (Yani yazılım dünyasında bu çatallanmaların daha sonra tekrar birleşmeleri gayet mümkündür. Ancak Bitcoin’de değildir. Blok zincirine sonradan müdahele kriptografik olarak imkânsız olduğundan, bitcoin’in çatallanması geri döndürülemez.)

“Çatallanma” aslında yazılım dünyasına ait bir kavram ve son derece normal bir olay.
Bitcoin Bir Zamanlar Sadece Bir Yazılımdı

Satoshi, bitcoin’i ilk olarak GitHub üzerinde bir yazılım projesi olarak oluşturmuştu. Açık kaynak kodlu olan bu yazılım o dönem yalnızca Satoshi tarafından güncelleniyordu ve üretilen Bitcoin’lerin bir parasal karşılığı bulunmuyordu. Aslında amaç sadece bir deney yapmaktı. Deneyin amacı ise, bilgisayarların işlemci gücünü kullanarak taklit edilmesi ve sahtesinin üretilmesi imkânsız olan, kriptografik anlamda güvenli ve bir o kadar pratik bir parasal düzenin olabileceğini kanıtlamaktı. Bu deneyin başarılı olması durumunda, çok daha ileri düzeyde özelliklere izin veren başka coin’lerin çıkması her daim mümkündü, ki öyle de oldu. Ancak ilk başta tahmin edilemeyen bir şey daha gerçekleşti: Sonradan üretilen ve ilkine göre teknik anlamda üstünlükleri bulunan bu alternatif coin’ler, hiç bir zaman Satoshi’nin orijinal Bitcoin’i kadar tutulmadılar.

GitHub üzerinde oluşturulan bu yazılımın ilk fork’u da Litecoin oldu. Litecoin, Bitcoin’in maksimum coin sayısını dörde katlarken, blok oluşturulma süresini de dörtte birine indiriyordu. Böylece çok daha hızlı konfirmasyonlar ve çok daha düşük gönderme/alma komisyonları ile işlem yapmak mümkün oluyordu. Zaten Litecoin’in ismi de tam olarak buradan geliyordu. Yazılım dünyasında bir yazılımın fazla ağırlaşması durumunda aynı işi daha az sistem kaynağı kullanarak yapmaya çalışan sadeleştirilmiş yazılımlara “Lite” unvanı verilir. Eskilerin hatırlayacağı Kazaalite, Adobe Flash Lite, veya cep telefonundan internete girmenin hem pahalı hem de yavaş olduğu günlerde çok iş yapan Facebook Lite’ın isimleri de buradan gelir. İşte Litecoin de Bitcoin’in “hafifletilmiş ve hızlandırılmış” çatalıydı.

Çatallanınca Ne Oluyor?

Şuradaki infografik çalışmamda, sizlere blok zincirinin nasıl çalıştığını anlatmıştım. Blok zinciri üzerinde aslında tek bir kayıt türü bulunur. Yani blok zinciri, bir muhasebe defteridir. Bu defterde, kimin kime ne zaman ne kadar coin yolladığının kaydı tutulur. Defter herkese açıktır. İsteyen herkes blok zinciri dosyasını bilgisayarına indirebilir.

İsteyen herkesin blok zinciri dosyasını bilgisayarına indirebilmesi demek, isteyen herkesin de belirli bir andan itibaren ayrı bir kayıt tutabilmesi ve onunla birlikte hareket eden diğer insanların da kayıtları bu yeni defter üzerinden sürdürebilmesi anlamına gelir.

Yani Ali, Ayşe’ye 3 TL gönderdi şeklinde kayıtlardan oluşan bir defter var elimizde. Bu deftere belli kurallara göre yeni olayları yazıyoruz. (her 10 dakikada bir yeni bir blok oluşturuyoruz, her blokta en fazla 1 MB veri yazıyoruz.) Ben herkese açık olan bu defteri alır, “bundan sonra her 2 dakikada bir yazacağız ve ayrıca her yazışta 2 MB yazabiliriz” dersem ne olur? Bitcoin’i “çatallamış” olurum. Yeni oluşturduğum coin’e “atcoin” adını verebilirim. Bu atcoin’in defteri belirli bir yere kadar bitcoin ile aynı olmuş olur. Yani, o tarihten önceki atcoin cüzdanlarında, o sırada ellerinde bulunan bitcoin kadar atcoin olur.

Basındaki bitcoin çatallanması haberlerinde gördüğünüz “herkese ücretsiz olarak elindeki bitcoin kadar yeni coinden verilecek” muhabbetinin aslı budur. Kimseye ücretsiz coin verildiği falan yok. Blockchain dosyasını kopyalayıp yeni bir zincir ile devam ediyoruz. Dolayısıyla iki zinciri birbirinden ayırdığımız noktada, eski cüzdanlardaki coinler iki zincirde de bulunuyor.

Peki oluşturduğumuz yeni “atcoin” in değeri ne olacak? İşte burası da tıpkı bitcoin’in orijinali gibi tamamen piyasa tarafından belirleniyor. Piyasadaki atcoin arzı ve talebine göre, atcoin’in değeri ortaya çıkıyor. İnsanlar o andan itibaren bitcoin’in bir işe yaramayacağını, asıl mevzunun atcoin olduğunu düşünürlerse, artık atcoin para eder. Ama bunun için, atcoin’in önemli bir sorunu çözüyor olması lazım.

Madencilerin Çatallanmadaki Söz Hakkı Nedir?

Satoshi, ilk bitcoin yazılımını ve dolayısıyla blok zinciri dosyasını tasarlarken çok mantıklı bir iş yapmıştı: Sistem üzerindeki söz hakkı, işlemci gücüne göre belirleniyordu. Yani blok zinciri dosyasının akıbeti, madencilerin belirlediği şekilde oluyordu. Kural açıktı: Halk ne isterse, bitcoin onu yapar.

Bu arada kriptografik detaylara boğulmadan şunu da ekleyelim: Bitcoin’in (ve diğer tüm kripto paraların) yapısı gereği, zaten sık sık minik çatallanmalar yaşanır. Yani, birden fazla madenci ve bu madencileri takip eden node’lar aynı anda blok zinciri problemine farklı geçerli çözümler bulurlar. (Matematikte bir sorunun birden fazla doğru cevabı olması gibi düşünebilirsiniz.) Daha sonra kısa bir süre boyunca bu iki farklı blok zinciri üzerinde farklı madenci grupları çalışırlar. Ancak hangi tarafın toplam işlemci gücü daha fazla ise, o tarafın kurduğu zincir geçerli olur, diğer zincir ise boşa gider. Blok zinciri iliminde bu boşa giden bloğa, “yetim blok” (orphan block) adı verilir. Bir blokluk yetim bloklar sık sık yaşanır, üst üste iki bloğun yetim olması ise çok nadir görülen bir durumdur. Ethereum’un blok süreleri çok kısa olduğundan, yetim bloklar sık sık görülür. Hatta o kadar sık görüldüğü için, ethereum  networkünde bu bloklara “amca blok” (uncle block) adı verilir ve “hayalet protokolü” (ghost protocol) denen bir sistem üzerinden bu bloklar için de madencilere ödeme yapılır. Evet, kriptografik detaylara boğulmadan açıklanmış hali buydu. 🙂

Bitcoin, ilk başlarda sadece bir yazılımdı. Zaten yazılımın ismiydi “Bitcoin”

Bu durum, beraberinde bitcoin’in güncellenmesi için gereken en önemli unsuru da getiriyordu: Madenci gücünün %51’ini elinde bulundurmak. Yani bitcoin ile ilgili bir değişiklik yapılması teklif edildiğinde, işlemci gücünün %51’lik kısmı bu değişikliği kabul ederse, geri kalan kısmın ürettiği bloklar haliyle “yetim blok” olarak adlandırılıyor, tarihin serin sularına gömülüyordu. Böylece, bitcoin’in kimsenin merkezi otoritesine bağlı olmaksızın güncellenebilmesi de mümkün oluyordu.

15 Ağustos 2010: Bitcoin Hack Girişimi

15 Ağustos 2010’da da tam olarak buna benzer bir şey yaşandı. Bir hacker, Bitcoin’in 0.8 versiyonunu hackledi ve 184 milyar bitcoin üreterek kendi adresine gönderdi. (Bitcoin networkünün izin verdiği toplam bitcoin sayısı 21 milyondur.) Bugün Bitcoin Core’un önemli developerlarından biri olan Jeff Garzik, olayı fark etti ve şu şekilde bir mesaj gönderdi. Yaklaşık beş saat içinde bitcoin yazılımı üzerinde gerekli güncellemeler yapılarak kullanıma sunuldu. Bitcoin kullanıcıları hemen yeni versiyonu indirerek, bu hatalı işlemden önceki işlemi baz alan yeni bir zincir üzerinden devam ettiler. (Yani, “hacker kendisine 184 milyar gönderdi” yazılı kayıttan bir önceki sayfaya giderek defteri kopyaladılar ve bu yeni defter üzerinden devam ettiler.) Hacker’ın ürettiği kayıt üzerinden giden “kötü” defter üzerinde devam eden madenciler de oldu tabii. (olaydan habersiz, yazılımını update etmeyen madenciler, bu kayıt üzerinden devam ederek hacker’ın elini güçlendirdiler) Ancak birkaç saat içerisinde güncellenen tarafın işlemci gücü daha fazla oldu ve sorun çözülmüş oldu.

Ethereum ve Ethereum Classic

Bitcoin’in çatallanma mevzularını daha iyi anlayabilmek için, biraz ara verelim ve Ethereum’a dönelim. Ethereum’un tarihinde yaşanan çok önemli bir çatallanma var, ve bu çatallanma aslında bize önümüzdeki bitcoin çatallanmalarında yaşanabilecekler açısından çok önemli fikirler veriyor.

The DAO: Merkezsiz, otonom bir organizasyon

Ethereum’un olayı yalnızca bir para birimi olmaması, aynı zamanda bir sanal bilgisayar olarak çalışabilmesidir. Bu sayede Ethereum ile birçok finansal işlemi otomatik olarak yürütebilmek mümkündür.

The DAO’da, Ethereum’un bu özelliğinden yararlanarak tamamen merkezsiz ve otonom bir organizasyon oluşturmayı hedefliyordu. Yani insanlar paralarını bir sanal bilgisayara gönderecekler, bu sanal bilgisayarın ne yapacağı üzerinde paraları nispetinde söz sahibi olacaklardı. Sanal bilgisayar da oluşturulan bu fon ile artık insanlara borç mu veriyor, hisse senedi mi basıyor, tahvil mi oluşturuyor, ne gerekiyorsa yapabilecekti. Yani içinde memurların çalışmadığı, devlete vergi ödemeyen, üstelik soyulamayan “ideal” bir banka oluşturulmuş olacaktı.

Lakin işler istendiği gibi gitmedi. Bir hacker, DAO’nun kodunda bazı açıklıklar bularak 3,6 milyon ETH çaldı. (O zamanın parasıyla 60 milyon dolar, şimdinin parasıyla ben diyim Ağrı siz diyin Everest.) Tabii bu durum hem ethereum’un, hem de genel olarak tüm kripto para birimlerinin güvenilirliğine ciddi bir gölge düşürmüş oldu. Bunun üzerine sivilceli Vitalik abimizin önderliğinde Ethereum Foundation yetkilileri derhal toplandılar.

Vitalik Buterin (Ethereum’un Kurucusu olan genç arkadaşımız) Bu noktada kendisini anmadan geçemedim.

Toplantıdan, Ethereum’u hard fork yöntemiyle güncelleme kararı çıktı. Yani DAO’nun soyulmasından önceki sayfaya giderek, işlemlere oradan devam edelim dediler.

Ancak sene artık 2010 değildi, ve herkes onları dinlemedi. Ethereum Foundation içerisindeki başka bir grup, bu yapılanın ethereum’un felsefesine son derece aykırı olduğunu söylüyorlardı. Onlara göre, bu paranın çalınmış olması da oyunun kuralları içerisindeydi. Bir yandan da haklıydılar, çünkü aslında olayda Ethereum’un hiç bir suçu yoktu. Paraları çalan hacker, güvenlik açığını Ethereum’da bulmamıştı. Hatalı olan the DAO’nun kodlarıydı ve hacker bu kodlardan yararlanarak çalmıştı paraları. Dolayısıyla olay DAO’nun suçuydu ve sorumluluğu üstlenmesi, insanlara paralarını nasıl geri vereceklerini düşünmesi gerekenler DAO’yu kodlayan yazılımcılardı. (Aslında bir insan değil, sanal bir bilgisayar olan the DAO’nun bu konudaki kendi fikri nedir, ben asıl onu merak ediyorum. Ve bir gün bunu öğrenebileceğimizi düşünüyorum.)

İşte bu ikinci grup da, “kusura bakmayın, sizin paraları çaldırmış olmanız bizi ilgilendirmiyor, biz eski defterden devam ediyoruz kayıtlara” diyerek, işlemci gücünün daha küçük bir kısmına sahip oldukları halde eski zincir üzerinde kayıt tutmaya devam ettiler. Yeni oluşan “güncellenmiş” kaydın işlemci gücü daha fazla olduğu için “Ethereum” ismini kullanmaya onlar hak kazandı. Aslında eski kaydı hiç bozmadan devam eden ekip ise “Ethereum Classic” ismini aldı. (Tabii aslında bunun böyle olmaması, güncellemeyi yapanların yeni bir isim alması gerekiyordu denebilir. Bu noktada kripto para borsalarının da ciddi etkileri  ve söz hakları var, ama burada kitap değil blog postu yazıyorum, dolayısıyla o kadarını da sonra anlatmak zorundayım.)

İkinci bölümde, bitcoin’in bu yaz yaşanan yumuşak çatalını (Segwit) ve yaşanması halen muhtemel olan sert çatalı (Segwit2x) anlatacağız.

Akıllı Kontrat Nedir: Bitcoin’i Anlamadan Ethereum’a Dalmak

Akıllı kontratlar, aslında avukatların veya noterlerin işlerini ortadan kaldırmaya yarayan sanal birer makinedir. Teknik terimlerle finansçı veya bilişimci olmayan arkadaşları boğmak istemiyorum. Zaten emin olun, o fiyakalı kelimelerden ben de o kadar anlamıyorum. Onun yerine size şöyle gerçek hayattan bir örnek vereceğim:

  1. Adana’da yeni bir site inşa ediyoruz. İsmini de Dijituana Sitesi koyuyoruz.
  2. Sitedeki tüm kapı kilitlerini dijitalleştiriyoruz.
  3. Kiralar ve aidatlar Ethereum üzerinden ödeniyor. Sitenin tüm masrafları da Ethereum üzerinden ödeniyor.

Bu sitede ev kiralamak isteyenler, ev sahipleri ile aralarında akıllı kontrat kuruyorlar. Akıllı kontratın bir tarafı da site yönetimi oluyor. Ve akıllı kontrata diyoruz ki:

  • Kiracı her ay kirayı ödeyince evin kilidi açılır.
  • Kiracı doğabilecek masraflar için belli bir depozito gönderir. Bu depozitoyu, eğer evde bir masraf doğmamışsa çıkışta geri alır. Masrafın doğup doğmadığını site yönetimi denetler.
  • Dönemsel olarak kiraya belli oranda zam yapılır. Bu oranı devlet belirler. Devletin belirlediği oran falanca URL’den görülebilir.
  • Evin demirbaşları için gereken masraflar ev sahibi tarafından karşılanır. (Kombi, pencere vb.)

Farkındaysanız, kiracı-ev sahibi ilişkisini düzenleyen yasal düzenlemeler de aynen bu şekilde. Ancak bunun uygulaması gerçek hayatta pek böyle olmayabiliyor. İşin içine avukatlar, icra daireleri, uzun uzadıya mevzular giriyor. Ama kirayı dijitalleştirseydik, bütün iş Ethereum üzerinden gerçekleşecekti. Kimsenin “ben parayı gönderdim” veya “ben parayı almadım” deme şansı olmayacaktı. Herkes ne yaptığını kriptografik açıdan kesinlik içeren bir biçimde kanıtlayabilecekti.

Akıllı Kontrat Nedir?

Akıllı kontrat kavramını, bugün halen Satoshi Nakamoto olduğundan şüphelenilen Nick Szabo, 90’lı yıllarda ortaya atmış. Şöyle demiş Szabo dayı:

Dijital devrim sayesinde yeni kurumlar ve bu kurumları oluşturan ilişkiler hayatımıza girecek. Bu yeni kontratlara “akıllı” diyorum, çünkü hareketsiz duran kağıt tabanlı dedelerinden daha çok işe yarıyorlar. Bu iş için bir sanal zeka da gerekmiyor. Akıllı kontrat demek, dijital olarak söz verilmesi ve söz veren tarafların hangi durumda sözlerini nasıl tutacaklarının kaydedilmesi demektir.

Bu adamın Satoshi olduğunu zannetmiyorum.

Yalnız bay Szabo olayı çok güzel özetlemiş. Finansçı olmayanlar için bu teknolojinin kullanılabileceği önemli alanlardan bazılarını şöyle sıralayabilirim:

  • Tapu kayıtları ve gayrımenkul alım satımı
  • Sağlık kayıtları
  • Sigortacılık sektörü
  • Kıdem tazminatı
  • Enerji piyasası

Bunlar ilk etapta aklıma gelen alanların yalnızca bir kısmı. Belki olayı kafanızda tam canlandıramadınız, belki de inandırıcı bulmadınız veya ben tam anlatamadım. O yüzden size isim vereyim.

Yakın zamanda Putin reyiz, Ethereum’un kurucusu Vitalik Buterin ile görüştü. Şu arkadaşla yani:

Vitalik Buterin (Ethereum’un Kurucusu olan genç arkadaşımız)

Görüşmekle kalmadı tabii. Görüşme sonrasında Rusya bu işi yasaklar mı, serbest mi bırakır diye insanlar merak ediyordu. Korkulan olmadı, ama çok hızlı bir giriş de olmadı. Putin’in bazı kurmayları blockchain teknolojisini kullanan, akıllı kontratlardan yararlanan işler yapılması için araştırmaların başladığını açıkladı. Ancak aradan birkaç ay daha geçtikten sonra Rusya da Çin gibi kripto paralara karşı görünen bazı düzenlemeler yaptı. Hatta evde madencilik yapmanın yasaklandığı söylendi. Ama yine korkulan olmadı. Ve Ethereum-Rusya ilişkisi her zamanki gibi ilerlemeye devam ediyor.

Peki bizim ülkemizin Reisi, yani Reis-i Cumhur‘u da kripto paralarla ilgili önemli adımlar atar mı? Orasını bilemiyorum, ama çok isterim. Belki bunun için bize de bir Vitalik Buterin lazım. Ben bu ülkenin Buterin’i olamam ama, bu işin Abdurrahman Dilipak ile olmayacağını anlayabilecek kadar bu işten anlıyorum. O yüzden maalesef artık pek umutlu olamıyorum.