Türkiye, Dünyanın İlk Kripto Para Temelli İthalatçısı Oldu

Merhabalar, yoksa siz hâlâ “btc düştü çok düştü daha düşmez dedik gene düştü tırıvırı” diye gezen, bu işi bir kolay yoldan zengin olma aracı zanneden çiftçi-bankacılardan mısınız? Yoksa siz hâlâ, “btc caiz değil, vergisi de yok bi kere, ayrıca bizzat bakan kullanmadıkça alınması çok ayıp” diye olayı anlayamayanlardan mısınız?

Rica ediyorum, takılmayın böyle şeylere. Geleceğe hoş geldiniz. Türkiye, yine bir ilk oldu. Sizlere şu yazımda, Türkiye’nin taaa 2013 yılında dünyada ilk kripto para ATM’sine sahip ülke olduğunu, her ne kadar bu ATM’yi özel bir şirket kurmuş olsa da, böylesine önemli bir işin tepedekilere, daha doğrusu en tepedeki kişiye sorulmadan yapılmasının Türkiye’de imkânsız olduğunu anlatmıştım.

Şimdi ise, Türkiye yine bir ilki gerçekleştirdi. O zaman işin içinde Travelersbox adlı minik (ve bugün internet sitesi bile kapanmış olan) Amerikalı bir startup vardı. Şimdi ise “Prime Shipping Foundation” adıyla Ruslar var.

Rusya’dan Türkiye’ye satılan 3000 ton buğdayın ödemesi kripto para ile gerçekleştirildi. Evet, böylece Türkiye ve Rusya, dünyada ilk kez ciddi ve legal bir uluslararası ticareti kripto para üzerinden gerçekleştirmiş oldular. Prime Shipping’in tipi bile Putin’e benzeyen patronu ise, uluslararası ticaret için blockchain’in getireceği devrimsel yeniliklere inanan, kendi deyimiyle “blockchain sevdalısı” bir ağabeyimiz.

Aylardır, yıllardır sizlere ne bitcoin’in ne de diğer kripto paraların birer kolay yoldan para kazanma aracı olmadıklarını, bu işi bir at yarışı zannetmemeniz gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Ama kimsenin de anladığını zannetmiyorum. Daha önce de söyledim, bir daha söyleyeyim: Kripto paraları zamanında yaşanan lale çılgınlığına benzetenler kısmen haklılar. Ancak lale çılgınlığı bitince kaybedenler, üç beş lale soğanına dünyanın parasını verip kendilerinden daha büyük kerizlere (greater fool theory) satmaya çalışan uyanıklar oldular. Lale çılgınlığı bitti diye bahçıvanlar, seracılar, gübreciler, bahçeciler bir şey kaybetmediler. Bilakis, Hollanda bugün dünyanın en büyük çiçekçisidir.

Peki şimdi size soruyorum: Bu işlem için kullanılan ve ismi açıklanmayan, ancak BTC “olmadığı” özellikle vurgulanan kripto para biriminin Ethereum olduğunu anlamak için Einstein olmaya gerek var mı?

Ve daha önemlisini soruyorum: İki ülkedeki üst düzey, daha doğrusu en üst düzey yöneticilerin de onayı olmadan, böylesine önemli bir iş yapılmış olabilir mi?

Bitcoin ile Vadeli Çeklerin Ne Kadar Alakası Var?

Linkedin’de dolaşırken, blok zincirini yeni fark etmiş bir arkadaşımın paylaştığı şu makaleyi gördüm. Makalenin başlığı çok iddialı ve sansasyonel olsa da, içeriği gerçekten mantıklı bir şeyler anlatıyor.

Türkiye’de gerçekten de “vadeli çek” denen bir olgu var. Bu olguya göre ortada var olmayan bir parayı siz basıyorsunuz, arkasına da damganızı basıyorsunuz. Yani bu damga, sizin bu var olmayan parayı üretme, icabında çıkarıp ödeme gücünüzün bir ifadesi oluyor.

Yazının içeriğinde Cemil Bey, bir çekin arkasında adeta bir blok zinciri gibi sıra sıra uzanan imza ve kaşelerden bahsetmiş. Bunları da bugünkü blockchain’e benzetmiş. Evet birebir aynı şey tabii ki değiller, ama yine de okuyunca çok mantıklı bulduğumu belirtmek durumundayım.

“Gerçek para” gerçek mi?

Şimdi makaleyi bir kenara bırakıp, bir saniye düşünmenizi istiyorum: Sizce gerçek para gerçek mi? Ben hemen cevabınızı vereyim: Hayır. Para dediğiniz şey zaten tam olarak devletin bastığı bir nottur. Bankanın bastığı not, yani “banknot” deriz bu yüzden.

Bakınız, İngiliz parası: Koskoca İngiltere kraliçesi, paranın üzerinde, “bu kağıdı getirene şu kadar ödeme yapacağıma söz veriyorum” der. İnsanlar da bu söze güvenip, kağıt parayı kullanırlar. Yani ortada bir para falan yoktur. Karşılığının olmasına da gerek yoktur. O paranın karşılığı kraliçenin sözüdür. Kraliçenin gücü, güveni, donanması ve şovalyelerin kılıcıdır o paranın karşılığı.

İngiliz parası ve Kraliçe’nin verdiği söz.

Bu arada teknik olarak şu kadar shilling bu kadar penny eder, o kadar penny de bu kadar pound eder şeklinde, bu birimlerin altın/gümüş/bakır ile ağırlık cinsinden de bağlantısı vardır. O yüzden zaten 1 pound aynı zamanda bir ağırlık ölçü birimidir, ama inanın önemli olan kısım teknik kısmı değil. Zaten hiç biriniz de İngiliz parasını alınca dur bakayım bugün gümüşün gramı kaç para olmuş, bu kadar parayla o kadar gümüş alınıyor mu diye bakmıyorsunuz artık.

En Karşılıklı Para: Bitcoin

İşte bitcoin bu yüzden bugünün Magna Carta’sı, bugünün Kanun-i Esasi’si, bugünün matbaası, bugünün internetidir. İşte bitcoin bu yüzden devrimdir, hem de dev bir devrimdir. Bitcoin’in karşılığı kraliçenin sözü veya kasadaki altınlar falan değildir. Bitcoin’in karşılığı sensin. Bitcoin’in karşılığı Çin’deki bitcoin madencilerinin sahip oldukları işlemci gücüdür, İstanbul’daki teknoloji dergisi yazarının emeğidir, Venezüela’da parasının erimesini istemeyen esnafın Amazon’dan satın aldığı tuvalet kağıdıdır, Rusya’daki sivilceli votkacı hacker’ın bilgisayar başında bozduğu gözleridir. Bitcoin’in karşılığı benim.

Bitcoin bir anayasa değil, bir bağımsızlık bildirgesidir. Karşılıklı bir sözleşme değil, hayatın akışının doğal ve geri döndürülemez bir sonucudur. Bitcoin demek 3-d yazıcılar demektir, kendini süren arabalar demektir. Bitcoin yerçekimidir. Yerçekimi ile savaşamazsınız.

Bitcoin’in teknolojisi çok eski ve bu nedenle günümüzdeki bazı ihtiyaçlara tam olarak cevap veremiyor. Ancak bu durumdan yararlanmaya çalışan bazı uyanık eski kafalı eski dünya düzeni efendileri, (IMF, RippleNet vb.) hâlâ kendi coinlerini yapmak, bu işi şirketlerine bağlamak peşindeler.

Bitcoin’in doğası gereği bir şirkete bağlı olmasına falan gerek yok. Ayrıca bağlı olmasının bir faydası da yok. O yüzden şimdiden sizleri uyandırayım: IMFCoin’in tutma ihtimali falan da yok. IMFCoin’in tutma ihtimali, CD’ler ilk çıktığında ortaya çıkan, eski kaset firmalarının son bir denemesi olan dijital tabanlı kasetlerin tutma ihtimali ile aynı.

Bir sonraki yazımda sizlere, kripto para birimlerinden ve blok zinciri teknolojisinden kendilerine pay çıkartmaya çalışan IMFCoin benzeri oluşumların neden tutmayacağını anlatacağım.

O zamana kadar Cemil Bey gibi bu işi gerçekten anlamış insanları okumanızı öneriyorum.

Akıllı Kontrat Nedir: Bitcoin’i Anlamadan Ethereum’a Dalmak

Akıllı kontratlar, aslında avukatların veya noterlerin işlerini ortadan kaldırmaya yarayan sanal birer makinedir. Teknik terimlerle finansçı veya bilişimci olmayan arkadaşları boğmak istemiyorum. Zaten emin olun, o fiyakalı kelimelerden ben de o kadar anlamıyorum. Onun yerine size şöyle gerçek hayattan bir örnek vereceğim:

  1. Adana’da yeni bir site inşa ediyoruz. İsmini de Dijituana Sitesi koyuyoruz.
  2. Sitedeki tüm kapı kilitlerini dijitalleştiriyoruz.
  3. Kiralar ve aidatlar Ethereum üzerinden ödeniyor. Sitenin tüm masrafları da Ethereum üzerinden ödeniyor.

Bu sitede ev kiralamak isteyenler, ev sahipleri ile aralarında akıllı kontrat kuruyorlar. Akıllı kontratın bir tarafı da site yönetimi oluyor. Ve akıllı kontrata diyoruz ki:

  • Kiracı her ay kirayı ödeyince evin kilidi açılır.
  • Kiracı doğabilecek masraflar için belli bir depozito gönderir. Bu depozitoyu, eğer evde bir masraf doğmamışsa çıkışta geri alır. Masrafın doğup doğmadığını site yönetimi denetler.
  • Dönemsel olarak kiraya belli oranda zam yapılır. Bu oranı devlet belirler. Devletin belirlediği oran falanca URL’den görülebilir.
  • Evin demirbaşları için gereken masraflar ev sahibi tarafından karşılanır. (Kombi, pencere vb.)

Farkındaysanız, kiracı-ev sahibi ilişkisini düzenleyen yasal düzenlemeler de aynen bu şekilde. Ancak bunun uygulaması gerçek hayatta pek böyle olmayabiliyor. İşin içine avukatlar, icra daireleri, uzun uzadıya mevzular giriyor. Ama kirayı dijitalleştirseydik, bütün iş Ethereum üzerinden gerçekleşecekti. Kimsenin “ben parayı gönderdim” veya “ben parayı almadım” deme şansı olmayacaktı. Herkes ne yaptığını kriptografik açıdan kesinlik içeren bir biçimde kanıtlayabilecekti.

Akıllı Kontrat Nedir?

Akıllı kontrat kavramını, bugün halen Satoshi Nakamoto olduğundan şüphelenilen Nick Szabo, 90’lı yıllarda ortaya atmış. Şöyle demiş Szabo dayı:

Dijital devrim sayesinde yeni kurumlar ve bu kurumları oluşturan ilişkiler hayatımıza girecek. Bu yeni kontratlara “akıllı” diyorum, çünkü hareketsiz duran kağıt tabanlı dedelerinden daha çok işe yarıyorlar. Bu iş için bir sanal zeka da gerekmiyor. Akıllı kontrat demek, dijital olarak söz verilmesi ve söz veren tarafların hangi durumda sözlerini nasıl tutacaklarının kaydedilmesi demektir.

Bu adamın Satoshi olduğunu zannetmiyorum.

Yalnız bay Szabo olayı çok güzel özetlemiş. Finansçı olmayanlar için bu teknolojinin kullanılabileceği önemli alanlardan bazılarını şöyle sıralayabilirim:

  • Tapu kayıtları ve gayrımenkul alım satımı
  • Sağlık kayıtları
  • Sigortacılık sektörü
  • Kıdem tazminatı
  • Enerji piyasası

Bunlar ilk etapta aklıma gelen alanların yalnızca bir kısmı. Belki olayı kafanızda tam canlandıramadınız, belki de inandırıcı bulmadınız veya ben tam anlatamadım. O yüzden size isim vereyim.

Yakın zamanda Putin reyiz, Ethereum’un kurucusu Vitalik Buterin ile görüştü. Şu arkadaşla yani:

Vitalik Buterin (Ethereum’un Kurucusu olan genç arkadaşımız)

Görüşmekle kalmadı tabii. Görüşme sonrasında Rusya bu işi yasaklar mı, serbest mi bırakır diye insanlar merak ediyordu. Korkulan olmadı, ama çok hızlı bir giriş de olmadı. Putin’in bazı kurmayları blockchain teknolojisini kullanan, akıllı kontratlardan yararlanan işler yapılması için araştırmaların başladığını açıkladı. Ancak aradan birkaç ay daha geçtikten sonra Rusya da Çin gibi kripto paralara karşı görünen bazı düzenlemeler yaptı. Hatta evde madencilik yapmanın yasaklandığı söylendi. Ama yine korkulan olmadı. Ve Ethereum-Rusya ilişkisi her zamanki gibi ilerlemeye devam ediyor.

Peki bizim ülkemizin Reisi, yani Reis-i Cumhur‘u da kripto paralarla ilgili önemli adımlar atar mı? Orasını bilemiyorum, ama çok isterim. Belki bunun için bize de bir Vitalik Buterin lazım. Ben bu ülkenin Buterin’i olamam ama, bu işin Abdurrahman Dilipak ile olmayacağını anlayabilecek kadar bu işten anlıyorum. O yüzden maalesef artık pek umutlu olamıyorum.